Jan
Nuri Alço bana asılma!
Biliyorum, olayın üzerinden 12 gün geçti ama hiç önemli değil… Önceki yıl da oldu, geçen yıl da olmuştur,
bu yılkinin izleri hâlâ taze, bu gidişle sonsuza kadar da tekrarlanacak. Yılbaşında ‘müsait’ olduğuna kanaat getirilen bazı yabancı kadınlar, havai fişeklerin patlamasıyla iyice kabaran bir şehvetle taciz edilecek orta yerde. Kameralar yakaladığında bileceğiz, kamera yoksa, haberimiz de olmayacak.
Ama bir dakika… Kameraların ‘yakalamasından’ da söz edemeyiz ki. Adamlar ve hatta birtakım çocuklar basbayağı kameraların ışığının, fotoğraf makinelerinin flaşlarının altında coştukça coşuyorlar. Patlayan her flaş, ‘taşkın’ı kabartıyor. “A, ne güzel. Herkes kardeş kardeş öpüşüyor” diye düşünüp, etrafındakilere gülümseyerek karşılık veren ‘el kızı’ ellendikçe elleniyor. Sonra çığlıklar… Kameralar hâlâ kayıtta bu arada. ‘Taşkınlar’ bu performanslarıyla madalya almayı umuyorlar gibi. Gevrek gevrek gülüyorlar. Tacizcilerden biri, 57 YTL’lik cezasını ödedikten sonra SHOW TV’ye gidip, ‘Ben tacizci değilim’ diye ‘demeç’ veriyor. Aşağı yukarı şöyle bir şeyler geveliyor: “Şimdi bana tacizci dediniz. Ben tacizci değilim. Utanılacak bir şey yap-ma-dımm, diyemem de yaaani… Yaa, kadın zaten sarhoş, ne yaptığını hatırlamıyor.”
Tecavüz otoritesi
Şöyle bir düşünüldüğünde hiç de şaşılacak durum değil. Bir süredir bir karikatür olarak ortada dolaşan Nuri Alço geliyor aklıma… NARO’cular sağ olsun, dönüşü beklenmedikti, sonra birileri onun karikatür olduğunu unuttu, haplı içkiler, tecavüz falan gibi konularda görüşlerine başvuruldu ve Alço kısa zamanda da memleketin ‘taciz ve hatta tecavüz otoritesi’ne dönüştü. Yani kendisi öyle olduğunu sanıyor. Ben daha ziyade onun, yılbaşı gecesi Taksim’de olanların temelinde yatan zihniyetin hamilerinden olduğu fikrindeyim. 11 Kasım 2007, Sabah gazetesinin Pazar eki:
“Bir erkeğin sırf kadından daha güçlü diye ona tecavüz edemeyeceğini, kadının buna direnebileceğini söylemişsiniz. Buna cidden inanıyor musunuz?
Beraberlik zaten karşılıklı diyalog içinde olmaz mı? Zorla yapılırsa, ondan zevk alamazsın. Seks karşılıklı iletişim olayıdır. Erkek kadından daha güçlüdür ama kadının koluna bassan, zorla tutsan bile, vücudunu sağa sola kaçırır, yine ilişki kuramazsın. Zorla nasıl soyacak, nasıl ellerini tutacak, nasıl ağzını kapatacak? Öyle kadınlar var ki, insanı parçalar. İki-üç kişi olursa ya da elinde silah varsa iş değişir ama tek kişiyle bu tip tecavüzlerin hiçbir zaman gerçekleşeceğine inanmıyorum. Güce kaldığı zaman, kadın da güçlüdür. Sen bir kadın olarak düşünebilir misin? Seni nasıl soyacak, üstünü başını, külodunu nasıl çıkaracak? Sağa kaçarsın, sola kaçarsın, tekme atarsın, yüzünü çizersin, saçından, kafasından tutarsın, parçalarsın. Eli kolu açık bir kadın buna izin vermez. Bence kadınlar bir süre direniyor, sonra kendini bırakıyor ve madem başıma geldi, ‘Bari çabuk bitsin,’ diye düşünüyor ya da zevk almaya bakıyor.”
Yazının yarısı Nuri Alço’ya gitti ama, değer. Bu laflarını okuduğumdan beri midemde bir ağrı vardı.
Nuri Alço’nun yaklaşımı memlekete hâkim yaklaşım. Hatta Yargıtay kararlarında tersinden okunuyor. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin kendisiyle sevişmek istemeyen karısını öldüren adamın cezasını indiren ve cinayetle bitecek evlilik içi tecavüz girişimlerine emsal oluşturabilecek kararından:
“Maktulenin, eşi olan sanıkla Antalya’ya gitmek istememesi ve sanıkla cinsel birleşme talebini reddetmesi haksız tahrik teşkil etmiyor ise de, aksi kanıtlanamayan savunmaya göre olay gecesi cinsel ilişki teklif ettiği eşi olan maktulenin, kendisini iteklemesi, yataktan düşmesi ve hakaret etmesinin sanık lehine haksız tahrik teşkil ettiği cihetle tebliğnamenin bu yöndeki bozma isteyen düşüncesi benimsenmemiştir.”
Yine fenalaştım
Tamam bu karar da haber oldu ve eleştirildi, ama kamuoyunun dikkatini turist tacizi kadar çekmedi. Çünkü turist tacizi sözkonusu olunca, durumun bütün Türkiye’ye mal edilme tehlikesi çıktı ortaya. Taksim’deki son tacizin haberi bazı kanallarda ‘Türkiye sizinle utanç duyuyor’ sloganıyla verildi. Bu olayların benzerleri insanların gözü önünde kaç kez yaşandı kimbilir, ama ‘görüntüler YouTube’a düşünce’ rezil olduk! YouTube’daki yorumlarda da, kendini ‘insan’ olmaktan önce, Türk ve Kürt olarak tanımlayan erkeklerin arasında ağır bir ağız dalaşı sürüyor. Takıldıkları nokta şu: ‘Bunu yapan Türk mü, Kürt mü?’ Kürt kökenli birileri, ‘İşte Türkler’ diyor. Bir komplo teorisi, ayrılıkçı bazı Kürt vatandaşların Türkiye’de turizmi baltalamak için bu taciz kumpasına giriştiği yönünde. Tabii, belli mi olur? Belki turistler de bu kumpasın içindedir, kadrolu olarak Türk turizmini baltalamakla görevlidirler. Tabii, tabii…
Derken ne göreyim? Almanya’nın Hessen eyaletinde seçimler yaklaşırken, sokakları süsleyen ‘Ali, bana asılma!’ afişleri! Aşırı sağcı Republikaner Partisi’nin hazırlattığı afişlerde bir sarışın, Alilere böyle sesleniyor. Bu özlü tartışmaya tuz biber… Şaka gibi. Neyse, onlarla Alman Sosyal Demokratlar, Yeşiller falan ilgileniyor.
İstiyorum ki, taciz olaylarına, yılbaşında Taksim Meydanı’nda turistler tacize uğrayınca uyananlar, bu hassasiyetlerini kaybetmesin. Geçmişte ve bugün, bu toplumdan isimsiz birçok kadının başına daha beterinin de geldiğini hatırlasın; tacize, tecavüze, cinayete bahane bulunamayacak bir toplum için çaba göstersin. Kadınlar uğraşıyor işte. Onlar da bir şey yapsın. Düşünsenize, ‘Cinsiyet Ayrımcılığına ve Tacize Karşı Erkek İnisiyatifi’ adında bir dernek hiç de fena olmazdı, değil mi?
Tags: nuri alço