Jan
Fasit daire, faşist daire
Tam bir yıl önce Türkiye bir yurttaşını kaybetti, hem de çok iyi bir yurttaşını. Hrant Dink, geçmişini unutmadan memleketini seven, daha çok sevmek isteyen, bunu içeride dışarıda, her yerde ortaya koyan, vergisini ödeyen, ‘vatani görevini’ yerine getirmiş bir yurttaştı. Ama devlete göre farklıydı.
Hrant’ın kaleminden: “Sonuçta bu ülkenin bir yurttaşıyım ve ısrarla herkesle eşit olmak istiyorum. Ermeni olduğum için kuşkusuz bundan önce birçok olumsuz ayrımcılıklar yaşadım. Sözgelimi 1986 yılında Denizli 12. Piyade Alayı’na kısa dönem askerlik (8 aylık) için gittiğimde, devremdeki tüm arkadaşlarıma yemin töreninden sonra erbaş rütbesi taktılar ve bir tek beni ayırıp er olarak bıraktılar. İki çocuk sahibi koca bir adamdım, umursamamam gerekiyordu belki. Üstelik bir tür rahatlık dahi sağlamıştı. Nöbet ya da daha zorlu görevler de verilmeyecekti. Amma velâkin fena koymuştu bu ayrımcılık. Tören sonrasında herkes ailesiyle mutluluğunu paylaşırken, teneke barakanın arkasında, tek başıma iki saat boyunca ağladığımı hiç unutamıyorum. Alay komutanımın odasına çağırıp, ‘Üzülme, bir sorunun olursa gel bana’ deyişi hâlâ belleğimde bir yara…”
Hrant’ın aramızdan ‘ayırılışından’ 20 yıl kadar önce, gazetecilik yapmadığı bir dönemde yaşadığı bu ‘ayrımcılık’, ilerleyen yıllarda onu bekleyenlerin de habercisiydi. Eski TCK’nın 159. maddesinden yargılandı, mahkûm edildi, hem de ‘Yapmayın hanımlar, beyler. Adamın yazısının bütünlüğünü bozmayın, içinden bir cümleyi cımbızlamayın. O kimseye hakaret falan etmiyor. Herkesi aklıselime davet ediyor!’ açıklığındaki bilirkişi raporuna rağmen, ısrarla.
Sonra fikrini açıkladığı için, 159′un yeni sürümü 301 gündeme geldi. Hrant gitti, aynı ayrımcılık Agos’a uygulandı. Hrant’ın sözleriyle ilgili soruşturma başlatıldığı haberini veren hiçbir basın yayın kuruluşuna dava açılmadı, ama onun gazetesine açıldı. Hatta bu davadan iki de üst sınırdan mahkûmiyet kararı çıktı. ‘Türkiye’de ayrımcılık yoktur’ iddiasında olanlar bu durumdan rahatsız olmadı. Yargı göz göre göre siyasallaştı. Ama kimin umurunda? 301′le ilgili makyaj çalışmalarında da (isterseniz buna da programın 301.0.1. versiyonu diyelim), Türklüğe ya da Türk milletine hakaret edildiği zannına varılması durumunda dava izninin Adalet Bakanı tarafından verilmesi öngörülüyor yeniden… İktidarın Meclis Grup Başkanvekili şöyle gerekçelendiriyor bunu: “Sizin korumaya çalıştığınız devlet tüzel kişiliğinin bu müracaat, bu açılacak olan dava faydasına mıdır, zararına mıdır? Bu siyasi bir değerlendirme olacaktır.”
Bir yıl sonra, birinci kareye dönüyoruz. Bu zihniyet, Hrant Dink hakkında 159′dan açılan dava için, dönemin Adalet Bakanı’nın izin yetkisini kullanabilecekken neden kullanmadığını da anlatıyor işte. Fasit bir dairenin içinde yuvarlanıp gidiyoruz.
Aynı köşelere çarpa çarpa yuvarlanma ve çürüme duygusunu, cinayet davasının gidişatı pekiştiriyor. Bir adam yasal olmadığı halde istihbarat elemanı yapılıyor, buna rağmen verdiği istihbarat değerlendirilmiyor, bazı polis memurlarının, daha sonra bu elemanla yaptıkları telefon konuşmalarında ortaya çıktığı gibi, cinayetin nasıl işleneceğini bile bilmelerine rağmen, neden buna engel olmadıkları soruşturulmuyor, istihbarat elemanının Emniyet’e verdiği bilgileri içeren raporlar dava dosyasına sokulmuyor, bu arada soruşturulan bazı isimlere görevden el çektirilmiyor, haklarındaki soruşturma dosyasıyla ilgili yine bu kişilerden delil isteniyor, elebaşını istihbarat elemanı yapan görevli görüş bildiriyor: “Onlar arkadaş grubu. İdeolojik, örgütlü bir durum yok.” Bir kişi açığa alınıyor, onun dışında herkes görevine hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor. Hükümete göre sorun yok.
İçişleri Bakanı’nın geçen salı günü yaptığı açıklama: “Adli mercilere intikal etmediğine ilişkin endişe duyulan herhangi bir konu varsa, lütfen bilen söylesin. Gereğini yapmak boynumuzun borcudur ve yaparız. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkes bizim için birinci sınıf insandır. Can ve mal güvenliğinin sağlanması her şeyden önemlidir, bizim namusumuzdur.”
Hrant’ın can güvenliği sağlanamadı değil, sağlanmadı. Şimdi neden ve nasıl sağlanmadı, bunda kimlerin sorumluluğu vardı sorularının cevaplarının verilmesi gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan her yurttaşın bu soruyu ısrarla sorması gerekiyor. Hrant için, yani herkes için adalet talep etmek gerekiyor. Adalete olan inanç kaybolursa, geriye ne kalır?
Saat 15.00′te Agos’un önünde görüşmek üzere.
Tags: agos, hrant dink