21
Mar

Domo Arigato Mrs Roboto

hrpHRP  C4. Hayır, bir virüs adı falan değil, Japonya’da üretilen son robotun adı. Kendisi dişi. Hafta içinde gazetede, televizyonda görmüş olabilirsiniz. Aslında ona robot-manken de diyebiliriz. Her ne kadar bacaklarını dizlerinden kırarak yürüse de, Tokyo’da defileye çıkması uygun görülmüş. Dolayısıyla bu mekanik kız kardeşimizin çok güzel bir yüzü ve Japon kadınlarının özendirecek orantılarda vücut hatları var. Gerçi üzerinde rahat durabilmesi için ayaklar biraz büyük tasarlanmış. Ayak bilekleri de kalın. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, yürürken de hafifçe kırıtıyor. Bu modelin en önemli özelliği, komutlara tepki vermesi. Mesela “Şaşır!” dendiğinde eller kollar kalkıyor, gözler büyüyor. “Kız bakalım!” dendiğinde ise cilveli cilveli kızgınlık yapıyor. Gözler kısılıyor, dudaklar hafifçe çarpıtılıyor, “Ama yapma, aşk olsun!” der gibi. Japon bilim insanları hakikaten çekici bir insan-robot-manken yapmaya çalışmışlar. Hatunun dudakları hep aralık. Bundan birkaç yıl sonra eminim ki, ‘Japonya’da insana çok benzeyen bir robot yapıldı’ haberi yerine, ‘İnsandan ayırt edilmeyen robot yapıldı’ haberini de vereceğiz. Artık düşünün nasıl bir tip çıkar ortaya. İş Japon Barbie irisine doğru gidiyor.
Barbie-sektör el ele…
Bu yıl Barbie’nin de 50. yaş günü vardı ama kadın yaşlanmıyor tabii. Zaman içinde Barbiegillere farklı renklerden tipler eklendiyse de tartışmasız biçimde Barbie denince akla sarışın, kabarık ve gür saçlı, uuupuzun bacaklı, iiincecik belli bir kadın-bebek geliyor. İlk ortaya çıkan tip oydu çünkü. New York’ta -klişe klişe üzerine- tam da Sevgililer Günü’nde Barbie’nin beyi Ken’in de katılımıyla yapılan bir doğum günü kutlaması bile vardı. Aynı Barbie gibi kızların podyumda yürüdüğü defileye, aklınıza gelebilecek en ünlü tasarımcılar kıyafet vermişti. Barbie-sektör el ele, daha güzel günlere yani… Kaçırılacak fırsat değilmiş tabii bu defile. Birkaç fotoğrafa baktım. Kız çocuklarını da sokmuşlar defileye. Hepsi ete kemiğe bürünmüş Barbie ablalarının ellerinden tutmuş, onlara hayranlıkla bakıyorlar.
Ben de Barbie kuşağındanım. Tam da Barbielerin dönüştüğü kuşaktan ama. Yanlış hatırlamıyorsam halamın Almanya’dan getirdiği ilk Barbie oyuncak bebek gibiydi. Vücut ölçüleri gerçek hayatta ayakta durması bile güç olan bir kadının ölçülerinden çok, çocuk bedeninin ölçülerine yakındı. Yere dümdüz basıyordu. Bacakları dizlerden bükülmüyordu. Ama benim keyfim son derece yerindeydi. Süper sempatik, minyatür, yeni bir bebeğim vardı. Kıyafetleri de çeşitliydi. Ben de ona kolayca elbise yapabiliyordum. Küçücük ayakkabıları vardı. Onlar da çok hoşuma gitmişti.
Sonra bir üst model geldi bir gün ve gözlerim faltaşı gibi açıldı. Bildiğiniz kadın Barbie işte! Kalıcı makyajı daha belirgin bir kere. Saçlar daha parlak ve kabarık. Uzun boylu, 90-60-90 ötesi bir tip. Parmak uçlarında duruyor. Dolayısıyla sadece topuklu ayakkabı giyebiliyor. Bir tek bu beni rahatsız ediyordu.
Neyse, kuzenim Mehveş’in de Barbieleri vardı ve tabii bu tiplerin hepsine, tipleri nedeniyle yabancı isimler koymuştuk. Benimkinin adı Helen’di galiba. Helen’le Mehveş’in bebeği giyinir kuşanır, alışverişe falan gider, güzel güzel geçinirlerdi. Derken bir gün hayatlarına Ken diye bir herif girdi. O da yakışıklı. İşler değişti, kıskançlıklar, çekememezlikler, ufak çaplı entrikalar başladı. Bizim aramızda değil, Barbie kızların arasında tabii. Yani casting değişti, senaryo değişmek zorunda kaldı biraz, ama biz iyi yürekli çocuklar olduğumuz için Dallas gibi senaryolar çıkmadı ortaya. Ama bir ara babaannemin Barbie oynamamızı yasaklamayı düşündüğünü hatırlıyorum. İki çocuğun her gün ve neredeyse bütün gün yere çöküp yetişkin taklidi bir oyun oynaması insanı korkutabilir tabii.

Yeşil saten elbise
Bu yeni Barbielerin en çarpıcı özelliğiyse bacaklarını dizlerinden kırabilmesiydi. Kadın oturup bacak bacak üstüne atabiliyordu! Bu bir devrimdi! Ama ben ne yapıyordum? “Bu bacak böyle bükülüp kalıyorsa tersine doğru da bükülebilir” diyerek kızcağızı garip şekillere sokuyordum. Sonra kolları bükülebilenler de çıktı.
Helen’e yeşil saten kumaştan gece elbisesi de diktim. Ben büyüdüğümde o renk ve o kumaştan bir elbisem olsun isterdim çünkü. Belki sarışın bir çocuk olsaydım ve annem de abartılı bir kadın olsaydı, ileride o Barbie’ye benzeyeceğimi hayal edebilirdim, ama etmedim işte. Aslında ‘barbim’ koyu remk saçlı olsun istiyordum.
Örnekte de görüldüğü gibi, Barbieler Twiggy’den türeyen bir ideal kadın tipi olarak çocukların hayatına giriverdi işte. Bugün etrafa baktığımda az Barbie kopyası görmüyorum, birçok kadın da farkında olmadan belli bir tipe doğru evriltiyor kendini. Bu konuda takıntılı olup hiç şansı olmayanların bulunduğunu da düşünün.
Japon robotu bana bunları hatırlattı işte. Yarın öbür gün insan boyutunda robot-arkadaş-oyuncak-manken gibi şeylerle de karşılaşabiliriz. Çocukların HRP- C4 mimikleri yapıp, onun gibi konuşmaya başladığını görürseniz de şaşırmayın.
“Domo arigato” diyor, güzel bir hafta sonu diliyorum!

 

One Response to “Domo Arigato Mrs Roboto”

  1. gerome29 Says:

    Diğer yazılarınız ve yorumlarınız gibi bu yazınızı da çok beğendim.Gelecekte neler olabileceğine dağir çok güzel öngörüler belirtmişsiniz.

Do you dare to leave a reply ?