Banu Güven’in web günlüğü
Yerel seçim hengamesi de geride kaldı. Bağıran minibüsler hayatımızdan çıktı. Vaatler geride kaldı, artık hizmet zamanı! Bakalım neler olacak. Ben özellikle adalet bakanının “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yönetcilier işbaşında olursa, sorunlarımız daha çabuk çözülür” cümlelerini sarfettiği Antalya’da, hizmet açısından bir sıkıntı yaşanıp yaşanmayacağını merak ediyorum. O da sonuç için “Sürpriz oldu” diyor, ama sanki içine doğmuş gibi konuşmuş.
Neyse, bu hafta belediyeden beklentilerimi yazacağımı söylemiştim “Bir sürü sorun varken, sadece bunlar mı beklentilerin?” demeyin diye önden söylüyorum. Aklıma takılan bir-iki şey var, onları yazacağım. Bazıları ‘hayati’ önemde.
Sığınma meselesi
Bir… Evsel atıkların tasnifi ve geri dönüşümüne büyük katkı sağlayacak bir öneri. Çok basit. Masraflı da sayılmaz. Belediyenin konteynerleri değiştirmesi gerekiyor sadece. Üç haneli konteynerler gerekiyor. Evlere de üç çöp kutusu. Birine yalnızca sebze-meyve-yiyecek gibi organik atıklar koyulacak, diğerine kağıt, üçüncüsüne plastik vs… Çöpü atarken de bunlar konteynerin ilgili hanelerine girecek. Her apartmanın/evin ayrı konteyneri olacak. Var mı çöplerde bir karışıklık, belediye basacak cezayı. Şu cam atılan konteynerlerin sayısının da artması gerekiyor. İstanbul’un sadece bir günde ürettiği çöp miktarını ve muhteviyatını bir hayal edin. Bu basit yolla kaç sorunun birden çözümü kolaylaşır düşünün. Bu arada çöplerdeki geri dönüşümü mümkün atıkları toplayarak hayatlarını kazananlara da bu sistem içinde yine bir kazanç kapısı açılabilir belki.
Aslında konuyu Başbakan görüşmesinden önce, geçen hafta cuma günü Kadir Topbaş’a da tam açmıştım ki, o sırada Başbakan geldi, bir cümle söyleyebildim, o da bir taraftan koştururken, “Öyle bir projemiz var, pilot…” gibi bir şeyler söyledi, yarım kaldı. Merakla bekliyorum.
Diğer bir konu, kadın sığınma evleri. Koca memlekette, yanlış bilmiyorsam, 32 kadın sığınma evi var. Türkiye genelindeki belediyelerin ellerindeki bütün imkânları kullanarak bu sayıyı artırmaları gerekiyor. Neden böyle olduğunu ve konunun ‘hayati’ önemini burada yeniden anlatmaya gerek yok.
Bir diğer sığınmaevi projesi de evsizler için olabilir. Büyükşehir Belediyesi acil durumlarda, mesela kar bastırdığında ya da başvuru üzerine evsizleri geçici süreyle barındırıp bakım hizmeti de sağlıyor ama, özellikle de ekonomik kriz döneminde daha sistematik ve kapsamlı bir hizmet gerekebilir. İstanbul’da evsizlerin sayısı kimbilir kaç? Evi var gibi görünüp de, oraya uğramayan, gece gece sokaklarda dolaşan çocukları da unutmamak lazım.
İki lambadan biri
Ve bambaşka bir konu. Kültür başkenti İstanbul 2010’a giderken kentsel dönüşüm diye kentin toplumsal dokusunu traşlamamak lazım. Ayrıca ‘kitsch’ tabir edilen, en kısa yoldan ‘gösterişli ya da iddialı ama kötü, banal kopya’ olarak tanımlanabilecek ‘eserlerden’ uzak durmak lazım. Bu örnekleri yapılardan tabelalara kadar geniş bir alana yayabiliriz.
Bir şey daha… Boğaz Köprüsü’ndeki led ışıklandırmadan artık herkes hevesini almıştır. Ledleri küçük şeylerin üzerinde severim, ama koca köprüde bana göre tam ‘kitsch’ oldu. Bazı renkleri, mesela sarısı ve yeşili yanınca içimden bağırmak bile geliyor. Bakmamaya çalışıyorum. O bildik cümleyi etmeyin, ‘Zevkler ve renkler tartışılmaz’ demeyin, tartışılır. Ben köprüme gönül rahatlığıyla bakabilmeyi özledim. Boğaz Köprüsü, anıtsal büyüklükte yapılara uygun bir ışıklandırmayı hak ediyor. Bir de geceleri Boğaz’da dolaşırken denizden geçen gemiyi göremediğinizi fark ettiniz mi hiç? Öyle bir ışıklandırma yapıldı ki bir süre önce, her yer neon beyazı. Herkes yanından geçenin yüzündeki en küçük sivilceyi bile görebiliyor neredeyse ama önündeki karanlıkta akan Boğaz yalnız kalıyor. Gece suya bakmayı da özledim. İki lambadan birini kapatsak? Bir de beyaz neon ampul takmasak?
Arz ederim…
Bu blog, şu anda Banu Güven'in Radikal gazetesindeki köşesinde çıkan yazılarından oluşuyor. Önümüzdeki dönemde umuyoruz ki, yazıları için daha fazla zaman bulacak ve sizlere bu blog üzerinden yazılar yazabilecek. En çok sorulan sorulardan birine de yanıt verelim; evet, bu site Banu Güven'e ait. Bir hayranı tarafından kurulmuş değil. Blog'la ilgili teknik konulardaki mesajlarınız için iletişim bölümünü kullanabilirsiniz.
Twitter: http://twitter.com/banuguven
Friendfeed: http://friendfeed.com/banuguven
Mehmet Akif SOLAK
April 8th, 2009 at 3:53 am
Haber sunumlarınızı ve yazılarınızı zevkle seyreden ve okuyan biri olarak evsel atıkların projesi ile ilgili görüşünüze katılıyorum. Denizli Merkez de ikamet eden biri olarak Belediye Başkanlığının dağıttığı iki ayrı çöp torbasına biz halk olarak riayet etmiyoruz bile. siyah torba, sebze ve meyvelerin atıkları, mavi torba, plastik türü atıklar için dağıtılıyor ama maalesef siyah ve mavi torbalar genel atıklar için kullanılıyor. Diyorsunuzki bu şekilde yapılınca belediye cezayı bassın. Peki böyle olunca medya olarak bu seferde belediye haksız ceza alıyor diye haber olmasın. Ayrıca belediyelere düşmanlıkla bakılmasın?
Diğer konularda İstanbul’da Boğazdaki ışıklandırmayı bilmem ama kadın konukevlerinin ve sığınma evlerinin artırılmasını, evsizlerin ve “tinerci tabir ettiğimiz çocukların hayata kazandırılmalarını önemle destekliyorum…
adal
April 14th, 2009 at 1:48 pm
yazılarınızı yeni yeni okumaya başladım. kadın sığınma evleri talebiniz ilgimi çekti. gerçekten çok büyük bir sorun. çöp ve ışıklandırmayla kıyaslanmayacak kadar. ekoloji ve kadın sorunu aynı zamanda toplumsal bir sorundur, bizi de gelecek nesilleri de ilgilendirir.
Ramazan KOCAKAYA
April 19th, 2009 at 3:46 pm
“Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Maalesef bu Türkiye’nin gerçeği. O nedenle halkıyla barışık, hükümetiyle barışık, devletiyle barışık mahalli yönetcilier işbaşında olursa, sorunlarımız daha çabuk çözülür”
Demişsiniz… Burda otorite zalimlikle mi sağlanır demek istiyorsunuz? Yani hükümet kimse o doğru kararlar atıyor ve onun drektifi doğrultusunda mı hareket etmeli diğer partinin çıkardığı belediye başkanları?
Hükümetle çatışmamalı yerel yönetimler demeyin. Halkımızda barışık, devletimizle barışık ama Hükümetimizin küskün olduğu (Halka rağman adam yerine koymadığı) DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ‘nin hizmetinden çok çok memnunuz. Kendisine ayrılan bütçenin azlığına rağmen, projelerini Ankara’dan geçirememesine rağmen bu hizmeti sunuyor. %65 lik başarıyı ideoloji başarı olarak görenlere hayret ediyorum.
Özmen Adıbelli
April 19th, 2009 at 10:13 pm
Köprü ışıklandırmasının , daha dikkatli olmasını veya böyle devam edecekse de kaldırılmasını isterim.
Ozan Erdem
May 1st, 2009 at 7:14 am
bütün köprü ampül den olsun hiç farketmez. yeterki akp nin ampülü sönsün.
gerçek demokratik bir sol gelmesini temelli ediyorum. Ödp gibi..
Saygılar…
TARIK
June 16th, 2009 at 12:23 pm
AKP li değilim ama bu AKP eleştiri tarzına çok karşıyım, bana demokrasi anlayşımızda bir problem var gibi geliyor, “yeterki AKP nin ampülü sönsün ” şeklinde bir ifade, yani demokrasi sadece kendmize gelince demokrasi olmamalı, herkesi kapsamalı, gerçek bir sol diyorsunuz, ÖDP nin ne gibi katkıları oldu bu ülkeye çözümler adına, yada neden iktidar olma noktasında oy oranına bakıldığında hedeftem-n uzak,bunu hiç analiz ettinizmi, demekki ya seçmende yada sizde bir problem var ne dersiniz, eğer demokratsak halka güveniyoruz, o zaman eleştiri yapma zamnı diye düşünüyorum..
TARIK-İZMİR
AGULA
November 15th, 2009 at 11:49 pm
Banu hanım size gerçekten hayranım platonik gibi bişey…sizi her gördüğümden tatlı ve garip bi heyecan yaşıyorum… neden? nedenini bilmiyorum imkansız olduğunu bilmeme rağmen…!