Apr
Başkanın devam kitabı
Türkçe’ye ‘İnanırsak Başarırız’ diye çevrilen ‘The Audacity of Hope’ kitabının ilk bölümünde yeni senatör olan Barack Obama’ya bir gazeteci şöyle diyordu: “İlk kitabınızı büyük keyifle okudum. Acaba ikinci kitabınızı yazarken de bu kadar iyi olabilecek misiniz?” Barack Obama’nın bu sözleri tercümesi şöyleydi: “Senatör olduktan sonra da eskisi kadar dürüst olabilecek misiniz bakalım?.. Ben de kendime bu soruyu soruyorum. Sorunun cevabını bu kitabı yazarken bulacağımı umuyorum.”
Barack Obama, siyasi hayatına 1997’de başladı, dürüstlükten bir şey kaybetmeden devam etti, Temsilciler Meclisi’ne seçilmeye çalıştığında hezimete uğradı, sonra küllerinden doğup 2005’te İllinois senatörü oldu, (Yemin töreninden önce küçük kızı Sasha Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin elini sıkmak yerine kendisine ‘çaaak’ yaptığında onu gülerek izliyordu), sözkonusu kitabı 2006’da yazdı, 2008’de yayımladı. Capitol Hill’de 2009’un ocak ayında başkanlık yemini ederken genel kanı dürüstlüğünden bir şey kaybetmediği yönündeydi.
ABD’nin fasit daireleri
Sonra ilk deniz aşırı ziyaretini yaptığı Türkiye’de de dürüst kalacağını gösterdi. Obama’nın başkan seçilmesini Türkiye’den açılan ikili ilişkiler penceresinin sadece tek bir karesinden görenler 24 Nisan’a odaklanmışlardı. Daha önce Obama’yı destekleyen ABD’deki Ermeni lobisinin de beklentileri büyüktü. Obama iki tarafa da dürüst olduğunu gösterdi, ama akılcı olduğunu da. Yani daha önce telaffuz ettiği görüşlerine hâlâ sahip çıktığını net bir şekilde ifade etti, ama görüşünü dile getirmenin, sorunun tarafları arasındaki ilişkilerin düzelmesine yardımcı olmayacağını bildiğini, Türkiye ile Ermenistan arasında milyonları ilgilendiren uzlaşma-buluşma gayretinin desteklenmesi gerektiğini söyledi. Bazı çevrelerin bunları Ankara’da söylediği için onu nezaketsizlikle suçlaması sürpriz değil. Ama hafta içinde yazılıp çizilenler Obama’nın daha ziyade kibar ve yapıcı bir lider olarak algılandığını gösteriyor. Bu tabii yalnızca soykırım tartışmasındaki özenli üslubuyla değil, Türkiye ile ABD ilişkilerinin yeniden kurulmasında benimsediği yaklaşımda da kendini gösteriyor.
Yeni dünya düzeninde, yeni, daha güçlü ve işlevsel bir ortaklık arayışı… Obama, selefi Bush gibi ‘Türkiye Doğu ile Batı arasında bir köprüdür. O zaman konuşmamı köprünün önünde yapayım’ basitliğinde hareket etmeyeceğini ortaya koydu. O, Türkiye’nin anladığı ve konuşabildiği dillerin, bu sayede kurabildiği ilişkilerin, memleketin bir arada sahip olduğu benzersiz değerler bütününün farkında. “İşte yeni ortak” diyor. Dünya coğrafyasına gözünü yeni açan bir adam olmadığı için de burada hangi dili konuşacağını iyi biliyor. Burada söylediklerinin ABD’nin de girdiği fasit dairelerin içindekiler tarafından nasıl algılanacağını hesaplıyor. İran’a mesela, kendi ahlaki yükümlülüklerinin de altını çizerek çağrıda bulunuyor.
Yeni sorular, yeni cevaplar
Barack Obama’nın sihirli formülü, (Aslında ortada çok şaşılacak bir buluş da yok, ama özenle peşinden gittiği için önemli) ortak paydaları bulup onların üzerine bir yol inşa etmek. Kendisini başkanlığa götüren yolu da böyle inşa etti Obama. Senatörlük için kolları sıvadığında, izlediği yöntem de buydu zaten. Arabasına atlayıp yan koltuğa eyalet haritasını koyarak kilometrelerce yol kateden, bazen gittiği kasabada kendini bekleyen üç kişi bulan, her seçimden sonra tatlı tatlı dalga geçtiğimiz boş meydanlara konuşan adaylar gibi pozisyonlara düşen, düzenlediği basın toplantılarında davet ettiği gazetecileri göremeyen, St. Patrick Günü yürüyüşünde en son sırada yer bulan ve kalabalık dağılırken ortalığı toplayan çöp kamyonlarının hemen önünde yürüyen, ama inancını yitirmeyen bir idealist.
Bugün ABD’nin ilk yarı Afrika kökenli başkanı ve sadece oranın değil, tüm dünyanın umut kaynağı. Ne için? Değişim için. Neyin değişimi için? Kangrenleşen sorunların sona ermesi, daha hakça bir ekonomik düzenin kurulması için… Nasıl? Obama bu soruya yolda ilerlerken yeni cevaplar da buluyor. Ekibine de dikkat etmek gerekiyor.
Afganistan mı? Orası en zoru işte. O yüzden özel temsilcisi Richard Holbrooke. Afganistan için Türkiye’den de yardım istediği açık. O yardımın nasıl şekilleneceğini ise Türkiye belirleyecek. Afganistan, Obama’nın ülkesini on binlerce kilometre ötedeki yumuşak karnı olmaya devam ediyor. Halkına terörle mücadele konusunda güvence sağlamak zorunda olan Obama en zor sınavını burada verecek. Güvenlikle hak ve özgürlüklerin, savaşlarda kaçınılması güç ‘istenmeyen zaiyatla’ (collateral damage) yaşama hakkının çatıştığı noktalarda… Barışla savaş arasında… Ama bir sivil haklar uzmanı ve dürüstlüğünü, kendine karşı dürüstlüğünü de, sorgulamadan yoluna devam edemeyen birinden söz ediyoruz. Senatörlüğünde kendini sınayan Obama artık başkan ve kitabını yazmaya devam ediyor.
Tags: Barack Obama, Capitol Hill, The Audacity of Hope