Sep
Türküm, doğruyum, yasak!
Geçenlerde keşfettik. Bir Rum dostumuz, 1960’larda ilkokulda öğretilen ‘Andımızı’ böyle öğrenmiş ve hâlâ da böyle sanıyormuş. ‘Türküm, doğruyum’dan sonra ‘yasam’ değil, ‘yasak’la devam eden bir ant olduğunu düşünmüş, o yaşta da birçok yasakla karşılaşan, ‘Vatandaş! Türkçe konuş!’ kampanyalarının da bizzat mağduru olan bu çocuk. Baskıcı politikalar nedeniyle önce adasından, sonra da memleketinden göçmek zorunda kaldığı için Türkçesini ilerletememiş, andı bugüne kadar böyle hatırlamış. Doğrusunun ne olduğunu anlattığımızda şaşırmıştı.
Aslına bakılırsa ‘yasak’lı versiyon memlekete daha uygun. İş siyasette bitmiyor, bunun bir de yargı cephesi var. Bazı savcılarımız demokratik açılıma nasıl yaklaştıklarını, barış adına en basit ifadelerle edilen iki satır lafı soruşturma konusu yaparak ortaya koyuyor.
Kadın kıyafetleri içinde Atatürk
Hülya Avşar ve onunla Milliyet’te söyleşiyi yapan Devrim Sevimay hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği ve aşağıladıkları’ iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Avşar’ın Bakırköy Savcılığı’nın soruşturmaya ‘değer’ bulduğu sözleri şöyle: “Demokratik açılım meselesinden ben çok korkuyorum. Korkuyorum, çünkü bu öyle bir mesele ki, artık dönüşü yok. Bu işe başladıysanız bitirmek zorundasınız. En azından başarmaya doğru gidildiğini hissettireceksiniz. Aksi halde bu yeni doğmuş bebeğin ağzına memeyi verip en güzel anında çekmeye benzer, ki bu çok tehlikeli. Çünkü o zaman ne olur o bebek? Kıyameti koparır, olay çıkarır. Ne zaman ki sen yine o memeyi ağzına verirsin ya da başka bir meme; ancak o zaman susar, başka türlü kurtulamazsın artık. Türkler bu ülkenin bölünmemesini istiyor. Topraklarını, milletlerini korumak istiyor. Buna da sonsuz hakları var ama yöntem hataları yaptıklarını kabul etmeliler. Ben de sonuna kadar Türküm; ama bu Kürtleri yok saymak, onlara etnik baskı yapmak anlamına gelmemeli. Yıllardan beri Anayasa’yı değiştiriyorlar, bir kez de barış için değiştirsinler. Sadece acırım ona, (Öcalan’ı kastediyor) o kadar. Aslında insanlara kızmak, yargılamak zamanı da geçti artık. Siz çağırdınız diye yıllardır dağlarda yaşayan insanlar ‘Lay lay lom’ diyerek inmeyeceklerdir.”
Biraz eski defter açacağız çünkü gerekli. Yine Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı soruşturma açmıştı, konu Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir alıntıydı. Gazeteci İpek Çalışlar’ın ‘Latife Hanım’ kitabından yapılan alıntıda, Latife Hanım’ın kızkardeşinin ağzından, Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın adamlarından çarşaf giyerek, tebdil-i kıyafet marifetiyle kaçtığı anlatılıyordu. Bir ‘vatandaşın’ başvurusu üzerine, Bakırköy Basın Savcısı, İpek Çalışlar ile Hürriyet’in sorumlu Yazıişleri Müdürü Necdet Tatlıcan hakkında Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet ve basın yoluyla Atatürk`ün manevi şahsiyetine hakaret iddiasıyla soruşturma başlatmayı gerekli görmüştü. Çalışlar’ın 4,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Savcının yaklaşımının tartışılmaya muhtaç birden çok yanı vardı. 1- Cinsiyetçi yaklaşım. Memlekette Atatürk’ün kadınlara özgü bir kıyafeti giymesini, manevi şahsiyetine hakaret olarak algılayabilenler vardı. 2- Maço yaklaşım. Erkek adam, hele bir ulusun lideri tehlikeden kaçmazdı. Bu durumda Atatürk’ü, hayatını kurtarması söz konusu bile olsa kaçarken betimlemek, şahsına hakaret sayılıyordu. Pekiyi o zaman daha cumhuriyet kurulmadan ölse daha mı iyiydi? 3- Savcıya göre Atatürk’ü kadın kıyafetleri içinde kaçarken ‘hayal ettirmek’ ise suçların en büyüğü olabilirdi… Ama hakim ortada bir suç olmadığına karar verdi.
Benden de imza!
Sonra Bülent Ersoy da Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’nın soruşturma konusu oldu. Popstar Alaturka’da “Ben oğlumu askere göndermezdim” diyerek popülizme diklenen Bülent Ersoy, ‘halkı askerlikten soğutma’ suçundan yargılandı; Ersoy’un üç yıla kadar hapsi isteniyordu. Ersoy beraat etti ama aynı savcı davanın peşini bırakmadı. Dosyayı temyize götürdü. Gerekçesi, “Tanınmış bir sanatçı olan sanığa toplumun verdiği değerle, sarf ettiği sözlerin yer ve zaman itibarıyla değerlendirilmesi yapılmadan, meseleyi salt düşünce özgürlüğüne, eleştiri hakkına, suç kastının yokluğuna bağlamak atılı suçun unsurlarıyla çelişmektedir” şeklindeydi.
Bakalım Yargıtay’da ne olacak? Ama şunu söylemek mümkün. Yukarıdaki gerekçe, memlekette demokratik değerlerin, düşünce ve ifade özgürlüğünün yerleşmesinde geniş kitlelere örnek olabilecek popüler isimlerin savcılığın takibinde olabileceğini gösteriyor.
Onların cesaretinin kırılmaması, her bireyin yüreğinden geçeni korkmadan ifade edebilmesi ve gazetecinin de işini yapabilmesi için, düşünce ve ifade özgürlüğü için, o röportajın altına bir imza da benden. Zaten söylenenleri de yukarıda tekrarlamış bulunuyorum. İlginize…
September 27th, 2009 at 12:47 pm
Prof. Atilla Yayla’nın basina gelenler, bu ulkeden baska hicbir yerde olmaz. Ataturk’e “adam” dedigi icin yargilanmisti Yayla. “Adam degil” dese ne olacakti acaba cok merak ediyorum. Paradoksun her turlusunu yasayabiliriz bu ulkede.
Ataturkcu Dusunce Dernegi, “Ataturk hakkinda kotu, cirkin vs.” sonuclar buluyor diyerek Google’ı kapatmaya calismisti kisa bir sure once.
Bu gidisle yurt sathında, internete giren butun kablolari kesip, eski fakir ama gururlu (!) gunlerimize donecegiz gibi geliyor bana.
Bazen seytan diyor ki, al basini…
October 1st, 2009 at 3:26 pm
Türkiyede ağzı olan konuşuyor. Konuşması gereken halk susturuluyor halkı temsil etmeyen kişiler çıkıp konuşuyorlar. Hülya Avşarın türkiye ile ne ilgisi var onun işi magazin de kalmak başka birşey yaptığını bizler göremedik. Yukarı ki yazıyı okuduktan sonra hepten şaşırdım bir insan bu kadar lafı dedikten sonra ben de türküm nasıl der.. Hülya Avşar alakasız konuşuyor ve konuştuğu şeyler kendisinden 100 gömlek üst konular. Ona keza Bülent Ersoy da öyle ; çocuğum olsaydı askere yollamazdım demek ne anlam taşır? Kim koruyacak sınırı sormak lazım? Özgürlük demek imralıda ki terorist başından komut almak yol haritası istemek ? Adınada açılım diyerek türkiye’nin bölünmez bütünlüğüne darbe vurmakmı? Asla böyle bir şeyi türk halkı kabullenmeyecektir.. Masallara artık doyduk . Kimse çıkıp sağda solda yada yazılarında bizlere masallar anlatmaya kalkmasınlar artık bunları kimse yemiyor.. Susuyoruz ama niye? Bu suskunluk hayra alamet değil bunu birilerinin anlaması lazım ateşle oynanıyor.. Bu halk bir gün çok kötü tepki verir ampul felan dinlemez..Ve medya.. Görevi halkı bilgilendirmek olan medyamız ne yapıyor ? Ya bir tarafa yandaş yada seyirci budumur medyacılık? Tabi ki hayır.. Basın ve medya taraf tuttuğu sürece bu kısır döngü açmazı ilelebet sürüp gidecektir.. Ha efendim medya ve basın tarafsız mı diyorsunuz? Açın tv programlarını fazla öteye gitmeyin en somut örnek siyaset meydanı na gece 12 de çıkarılıp ellerinde kağıtlar verilerek konuşturulan çocuklardır. Neler yapılmak isteniyor çok açık.. Sindirmek susturmak alıştırmak.. Birilerinin de dediği gibi SİNDİRE SİNDİRE… Yemezler.. İlelebet bekçisiyiz bu vatanın! Ne mutlu TÜRKÜM DİYENE !
October 6th, 2009 at 12:47 pm
Friendfeed hesabınıza baktım çok sayıda izleyeniniz var ancak hemen hemen kimseyi izlemiyorsunuz?
Twitter hesabınıza bakmadım.O nasıl? aynı mı?
Blogumu ziyaret edin, varsa eleştiri yazın lütfen.
October 13th, 2009 at 10:06 am
A kiss from Mexico, dear Banu.