Pastasal AtatürkçülükYayın sırasında görmemiştim, ertesi gün gördüm. 29 Ekim kutlamalarında İstanbul Valisi’nin talimatıyla ve modacı Faruk Saraç’ın marifetiyle pastadan Atatürk çıkmıştı. Kutlamanın zirveye çıktığı anda dev pasta maketinin üzerinden normal boylarda, belki de gerçekten biraz daha büyük boyutta bir Atatürk görünmeye başladı. Önce başı, sonra şapkayı tutan eli, halkı selamlamak için kalkıp inen kolu, ardından yavaş yavaş bedeni. Atatürk’e hakaret edildiği düşüncesi aklımın ucundan geçmedi, ama güldüm doğrusu. Güldüğüm Atatürk de değildi tabii ki, onu pastadan çıkarmak gibi bir proje üzerinde ciddi ciddi çalışıldığı gözümün önüne geldi, yani zihniyete güldüm. Maketi giydiren Faruk Saraç’ın gelecek yıl 29 Ekim’de ne yapmayı planladığını okuyunca daha da etkilendim. Bir gazetede yazdığına göre, kendisi gelecek yıl da Atatürk’ü denizin içinden çıkarmayı düşünüyormuş. Fonda lazer ve havai fişek gösterisi, üzerinden sular akan dev bir Atatürk maketinin Boğaz’dan yükseldiğini düşünün. İki kavram geldi aklıma: Fetiş ve kitsch. İkisi de Türkçe değil, çok garip. Oysa fena halde bizim memlekete özgü kavramlar.
Spiderman çıkarabilir mi?
Bu organizasyonu yapanlar yüzlerinde geniş bir tebessümle 29 Ekim’in anlam ve önemine en uygun jesti yaptıklarını düşünürken ve gelecek 29 Ekim’le ilgili tatlı hayaller kurarken, birileri öfkeden köpürüyordu. Meclise İçişleri Bakanı’na yönelik bir soru önergesi verildi. CHP milletvekili Abdullah Özer, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a “Resepsiyonda sahneye getirilen pasta içerisinden Atatürk maketi çıkarılmasını bakanlık olarak ulu önderin manevi şahsına hakaret olarak görüyor musunuz, soruşturma başlatmayı düşünüyor musunuz?” diye sordu. Bakan Atalay henüz bu önergeye bir cevap vermedi ama Vali Güler konuştu ve “Pastanın içinden Atatürk çıkması asla söz konusu olmamıştır” dedi. Valiye göre birileri görkemli kutlamayı, verilen emeği gölgeleme çabası içindeydi. Üstelik “Atatürk pastanın içinden değil, arkasındaki platformdan çıkmıştı”. Valinin açıklaması kutlamanın atladığım bölümüne ilişkindi ve resmi tamamladı. Atatürk’ün “orijinal maketi, orijinal elbiseleriyle bir mekanizma içinden çıkıp halkı selamlayıp 10. Yıl Nutku’nun bir bölümünü 10. Yıl Marşı’nın eşliğinde söylemişti.”
Sanki garip bir rüyaydı bu. Anaokulunda “Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor” deyişini öğrenip, annesine “Anne Atatürk içimde yaşıyormuş, Spiderman gelse onu içimden çıkarabilir mi?” diye soran yeğenim geldi. Bu sahneyi görse, “Aman içimden çıktı mı yoksa?” diye kafayı üşütürdü herhalde. Ama o çocuk tabii. Resepsiyonun davetlileri ve organizatörleri ise yetişkin. Arada böyle bir fark var.

‘Guuut! Generaal Guut!’
CHP lideri Deniz Baykal da, “Şapkanın içerisinden tavşan çıkarır gibi, Atatürk’ü pastanın arkasından çıkarmak bizi rahatsız etti” dedi, “tablonun, Atatürk’e ve Atatürk’ü gönlünde hak ettiği şekilde yaşatan Türk milletine saygısızlık olduğunu” söyledi. Baykal’a göre bu “Atatürk’ü düşünceleriyle, anlayışıyla, ilkeleriyle ortaya koyamamanın ezikliğiyle” yapılmış bir girişimdi, “pasta Atatürkçülüğü”ydü.
Yanlış hatırlamıyorsam, geçen yıl da, bir ilköğretim okulunda Atatürk resimli pastayı kesemeyen öğrenciler ve öğretmenler haber olmuştu. Habere göre çözüm, pastanın üzerini yatay olarak kesip ayırmak suretiyle bulundu.
Fransız komedyen Louis de Funes’in başrolde olduğu, Türkçe’ye ‘Şahane Oyun’ adıyla çevrilen ‘La Grande Vadrouille’dan bir sahne: Louis de Funes elinde bir pastayla durur, karşısındaki askere yemesi için pastanın üzerindeki komutan şeklindeki şekerlemeyi ikram eder. Asker yutkunur, “Olmaz olmaz! O general!” der, bizim Funes ise generalin kafasını, kolunu, bacağını “Guuut! Generaal Guut!” diyerek, afiyetle mideye indirir. Bana kalırsa olan biten, ağır siyasi tartışmalara değil, ancak bir filme ya da fıkraya konu olabilir. Pastanın içinden ya da arkasından veyahut önünden Atatürk maketi çıkarmak da, bunun Atatürk’ün manevi şahsına hakaret olduğunu düşünmek de aynı derecede fetişist yaklaşımlar değil mi?