<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Banu Güven</title>
	<atom:link href="http://banuguven.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://banuguven.com</link>
	<description>Haber Söyleşi Yorum Röportaj</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 13:14:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Tazminat demeyin, failleri gösterin!</title>
		<link>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/</link>
		<comments>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 13:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[Uludere (Qılaban) &#8211; Roboski (Ortasu) mevkiinde 28 Aralık 2011 akşamı, 34 sivil sınırda ‘yanlışlıkla’ öldürüldüğünde, zaman herkes için farklı akmaya başlamıştı. Yakınları bombalanan köylüler acı ve korku içinde sınıra ulaşmak için zamanla yarıştılar. O korkunç tabloyla karşılaşmaları 5 saati buldu. Haber aslında duyulmuştu. Ama kendisinden alenen ‘hassasiyet’ beklenen medya için de zaman farklı aktı. Acaba Genelkurmay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src='http://player.vimeo.com/video/36222745?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Uludere (Qılaban) &#8211; Roboski (Ortasu) mevkiinde 28 Aralık 2011 akşamı, 34 sivil sınırda ‘yanlışlıkla’ öldürüldüğünde, zaman herkes için farklı akmaya başlamıştı. Yakınları bombalanan köylüler acı ve korku içinde sınıra ulaşmak için zamanla yarıştılar. O korkunç tabloyla karşılaşmaları 5 saati buldu. Haber aslında duyulmuştu. Ama kendisinden alenen ‘hassasiyet’ beklenen medya için de zaman farklı aktı. Acaba Genelkurmay Başkanlığı nasıl bir açıklama yapacaktı? Ertesi gün olay bazı mecralarda ‘yanlışlığa hak veren’ bir yaklaşımla değerlendirilirken, sosyal medyada ve bazı web sitelerinde dolaşan görüntüler durumu ortaya koyuyordu. Yanyana dizilmiş, üstleri battaniyeyle örtülmüş, bazıları eksik bedenler&#8230; Yakınlarını acı içinde teşhiş etmeye çalışan köylüler&#8230;</p>
<p><span id="more-212"></span></p>
<p>Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı ve Ortasu köylerinde yaşayanlar için geçinmenin tek yolu, on yıllardır süregeldiği gibi, sınır ticareti yapmak. Saldırıda hayatını kaybeden 19 yaşındaki Adem Ant’ın geride bıraktığı nişanlısı Garibe Ürek koca bir hayat tecrübesiyle konuşuyor: ‘Bizim yaşadığımız yerlere kimse gelip en ufak bir yatırım yapmıyor. Dedelerimiz de sınır ticareti yapıyordu, gençlerimiz de hayatı böyle kazanıyor. Askerler de bunu biliyor zaten. Oraya gelen askerler birinci haftasında sınır ticareti yapanların her şeyini bilir. Askerler sınır ötesinde bir operasyon yapacaklarında arayıp, ‘Gitmeyin’ derlerdi. Şimdi ne oldu pekiyi? Biz burada kasıt görüyoruz. Olayın üzerinden 1 ay 7 gün geçti. Hala sorumlular bulunamadı. Failler ortaya çıkarılmalı’ diyor.</p>
<p><strong>Aileler ‘Bu benim çocuğumun parçası’ diye tartışıyordu</strong></p>
<p>Bombardımanda 26 yaşındaki kardeşi Nadir Alma’yı kaybeden Hikmet Alma da bize bir kroki çizerek anlatıyor: ‘Normalde sınırdan iki yol kullanılarak girilir. Kar nedeniyle bir yol kullanılıyordu. Orada mayın falan da yok. Sınıra 1 kilometre uzakta bir noktada bekler asker. Sonra çekilir, biz de giriş yaparız. Bu sefer çok uzun süre tuttular yolu. Gruplar birikti. Bir noktaya toplandılar mecburen. Kalabalıklaştılar. Sonra da bombalar yağdı. Oraya vardığımızda ortalık çok kötü kokuyordu. Et kokusu ve bir madde daha belki. Biz de fenalaştık. Kardeşimin üzerinde bir buçuk metre yüksekliğinde toprak ve kayalar vardı. Zor bulduk onu. Aileler ise ‘Bu benim çocuğumun kolu, bu benimkinin bacağı’ diye birbirleriyle tartışıyorlardı.’ Yutkunuyor. Araya bir sessizlik giriyor. Sonra derin bir nefes ve anlatmaya devam&#8230; Hikmet Alma, bu olayın sorumluları bulunana kadar ‘tazminat’ lafını duymak istemediklerini söylüyor. ‘Hükümet ‘tazminat’ dedikçe yaralarımız derinleşiyor, daha da açılıyor’.</p>
<p><strong>Failler bulunmadan tazminat asla!</strong></p>
<p>Bombardımanda 28 akrabasını kaybeden Ferhat Encü de, ‘F-16‘lar üst düzey birilerinin bilgisi dışında öyle havalanıp bombardıman yapamaz. Genelkurmay da, oradaki alay komutanlığı da olanları biliyor. Aileler failler ortaya çıkarılmadan tazminat kabul etmemekte kararlı. Bu özürlük bir mesele değil. Failler ortaya çıkarılmadan lütfen kimse ziyarete de gelmesin. Emine Hanım’ın gelmesi de bir şey değiştirmez. Lütfen televizyonlara çıkıp, ‘Bu bir kazaydı’ deyip kendinizi gülünç duruma da düşürmeyin. Faillleri ortaya çıkarın, o zaman geldiğinizde kendimizi yollarınıza sereriz. Ama failler bulunmadan lütfen gelmeyin’ diyor ve ekliyor: ‘Bulmadığınız sürece bu katliamın failleri siz olursunuz’. Encü’nün ana akım medyadan bir ricası da var: ‘Lütfen masa başında haber yapmayın. Birilerinin güdümünde yazmayın. Orada hayatını kaybedenlerin ailelerinin hissettiklerini, yaşadıklarını anlamaya çalışarak yazın’. Encü, bazı kanalları televizyonlarından sildiklerini söylüyor.</p>
<p><strong>18 yaşındaki Garibe: Artık gençler ölmesin</strong></p>
<p>Garibe Ürek, 18 yaşında, nişanlısını, kuzenlerini, iyimserliğini kaybetmiş, ama ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sorulduğunda, sadece kendi mağduriyetleri üzerinden konuşmuyor, katliama zemin hazırlayan koşullara dikkat çekiyor: ‘Artık kan dökülmemeli, gençler ölmemeli. Barış istiyoruz’ diyor. Bu ölümlerin nedeni de bitmeyen bu savaş değil mi?</p>
<p>Aklıma, 34 sivilin durumunu sosyal medyada hemen savaşa kurban giden askerlerin durumuyla kıyaslayan ve binbir hakaretle ‘Ne olmuş yani, ne konuşuyorsunuz!’ diye çıkışan ürpertici tweetler / mesajlar geliyor. Genç Garibe’nin söyledikleri, böyle düşünenlere de birşeyler anlatır umarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Yıldız’ın dünyası</title>
		<link>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Yıldız bundan üç buçuk yıl önce, 15 Temmuz 2008’de cinayete kurban gitmişti. Bu cinayetten bir yıl önce savcılığa ‘Eşcinsel olduğum için, ailem beni öldürebilir’ diye başvurmuştu. Ama bir önlem alınmadı. Ahmet’i öldürmekten yargılanan babası Yahya Yıldız firari. Hakkında kırmızı bülten var, kendisi ortada yok. Davanın 9. duruşması geride kalırken, bizi Ahmet ile buluşturan Zenne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Yıldız bundan üç buçuk yıl önce, 15 Temmuz 2008’de cinayete kurban gitmişti. Bu cinayetten bir yıl önce savcılığa ‘Eşcinsel olduğum için, ailem beni öldürebilir’ diye başvurmuştu. Ama bir önlem alınmadı. Ahmet’i öldürmekten yargılanan babası Yahya Yıldız firari. Hakkında kırmızı bülten var, kendisi ortada yok. Davanın 9. duruşması geride kalırken, bizi Ahmet ile buluşturan Zenne filmi de hala gösterimde. Film ekibinin anlattığı Ahmet’in Dünyası’nı bugün sizlerle paylaşmayı çok anlamlı buluyorum. Orada Ahmet’i de görecek ve duyacaksınız. Bir de yazı ekliyorum.</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34611183?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<h2>Ahmet, hakikat, bir cinayet ve Zenne üzerine&#8230;</h2>
<p>Ondört ya da onbeş yaşındaydım. Bir pazar günü, gazetenin ekinin arka kapağında mutlu bir aile tablosu gördüm. Fotoğrafta orta yaşlarda bir anneyle baba oğullarını hayat arkadaşıyla beraber yemekte ağırlıyordu. Hepsinin yüzü gülüyordu. Masadaki dördüncü kişi de bir erkekti. Resimaltında anne &#8211; babanın oğullarını anlayana kadar geçirdiği bocalamanın kısa bir özeti vardı. Önemli kısım en sonundaydı: ‘Ama sonra kabul ettik. Oğlumuz ve sevgilisiyle her pazar yemek yiyoruz. Onun mutluluğunu görmek bizi de mutlu ediyor. Ayrıca sürekli bir ilişkisi olduğu için de mutluyuz.’ O fotoğrafa uzun uzun bakıp, ‘İşte bu!’ dediğimi hatırlıyorum. ‘Aile dediğin böyle olmalı!’</p>
<p><span id="more-209"></span></p>
<h2>Aile dostumuz çift</h2>
<p>O günlerde iki aile dostumuza biraz daha farklı bakmaya başladım. Her zaman bir aradaydılar. Aynı evde oturuyorlardı. Birbirleriyle tatlı tatlı tartışırlardı bazen. Bir gün bizimkilere sordum. Aileden biri ‘Onlar beraber ama pasifler!’ dedi. Birbirini böyle seven iki insanın birbirine dokunmayacağı hiç aklıma yatmamıştı doğrusu. Romantik bir hikayeleri vardı. Yıllar önce dağda kayak yaparken tanışmiılardı. Biri kayarken düşmüş, öteki yardıma koşmuş. İki yakışıklı adam. Aşık bir çift. Oluyordu işte. Hayatta bu da vardı. Ölümlerine kadar en yakın dostlarımız oldular.</p>
<h2>Mehmet ile Caner</h2>
<p>NTV’de yeni çalışmaya başladığım dönemdi. Yıl 1997. Haber merkezine son derece zarif, kibar, güzel bir genç adam geldi. Mehmet Binay ile o zaman tanıştık, çok iyi anlaştık ve sonra beraber uzun mesailere giriştik. Mesai uzadığında Mehmet’e gelen ‘Daha uzun sürecek mi?’ telefonları, acele acele yapılan konuşmalar hoşuma gitmişti. Sonra bir gün bir öğle yemeğinde Mehmet bana Caner’den söz etti. Hayat arkadaşı Caner Alper’di.</p>
<p>Biz çok iyi dost olduk. Mehmet’in de Caner’in de ortak bir hayat kurma mücadelelerine tanık oldum ve onlarla hep gurur duydum. Beraberlikleri ve birbirlerine olan sevgileri beni hep duygulandırdı. Ailelerinin onları kucaklaması bana hep gazetede gördüğüm, içimde iyi hisler yaratan o mutlu aileyi hatırlattı. Birbirlerine olan bağlılıkları da aile dostumuz o çifti.</p>
<h2>Ahmet</h2>
<p>Bir gün onlarda yemekteyken kapı çaldı ve içeriye tatlı bir genç adam girdi. Bizimkilerin hayat mücadelesine destek verdiği bu genç adam Ahmet’ti. Güçlü, sağlam bir fiziği vardı, ama o bedenin içinden bize doğru sanki bir kuzu bakıyordu. Çekingen, kibar bir genç adam. Ahmet’i böyle tanıdım. Sonra bir gün Caner beni aradı, Ahmet’in katledildiği haberini verdi. Hayatta bırakmamak üzerine kurgulanmış, feci bir saldırıydı. Ahmet’in cenazesi bir müddet morgda kaldı. Bunu yayında duyurduktan hemen sonra Ahmet’in kızkardeşi arayıp, ‘Ahmet, sahipsiz değil’ dedi. Kardeşleri Ahmet ile ilgilendi. Cinayet konusunda bütün işaretler babayı gösteriyordu. Ahmet daha önce de savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Hiçbir önlem alınmadı. Sonra ölüm geldi, onu kıskıvrak yakaladı. Ahmet’in babası ortalıkta yok.  Bir ara Irak’ın kuzeyinde bir yerlerde olduğu söyleniyordu. İstediği yere kaçsın, üzerindeki kan temizlenemez ki. Aynı Macbeth’in elindeki kan gibi. Hele evladının kanı. En ağırı. Aynı Mehmet Binay ile Caner Alper’in yönettiği Zenne filminin anlattığı gibi.</p>
<h2>Zenne</h2>
<p>Caner ile Mehmet, bir zenneyi konu alan bir film yapma yolunda ilerliyorlardı, derken Ahmet katledildi. Hikayeler birbiriyle buluştu. Diyarbakırlı genç oyuncu Erkan Avcı Ahmet oldu. Öyle Ahmet oldu ki, bazı sahnelerden sonra kendine gelmesi için zaman gerekti. Bir ölümün içine girmek kolay değildi. Hele böyle bir cinayetin kurbanı olmak&#8230;</p>
<p>Kerem Can oyunculuk için yaratılan bedeni ve zihniyle Zenne Can’a dönüştü. Filmin en cüretkar ama en yalnız karakteri oldu. ‘Kaybettiğin yakınını özlediğinde, geri getirmek istediğinde ne yaparsın’ sorusuna filmde verdiği cevapla beni yere yapıştırdı.</p>
<p>Almanya’da bir dizide uzun yıllar Türk bir karakteri canlandıran Giovanni Arvaneh, Alman fotoğrafçı Daniel olarak karşımıza çıktı. Dürüstlüğün bazen en acımasız şekilde cezalandırılabildiğini bilemezdi. İyi insanlar, vicdanı hiç susmayanlar, başkalarının kötülüğünün sınırsızlığını, vicdanlarının körlüğünü bir türlü anlayamazlar. İyimserlikten kurtulamazlar. Sonra bütün masumiyetleriyle o acımasızlığa avlanırlar. Ahmet gibi, Daniel gibi ya da Hrant gibi&#8230;</p>
<p>Mesela bu videoda Ahmet’in kendi ağzından duyacağınız gibi. Caner’e anlatıığı bir hikayenin ortasında ‘Bana birşey olsaydı, annem babam onu öldürürdü’ diyor. Anne babasının kendisini koruyacağına inanmak istiyor.</p>
<h2>Askerde pornografik arşiv?</h2>
<p>Zenne bize Ahmet’in hikayesini anlatıyor, ama sadece Türkiye’nin ilk eşcinsel namus cinayeti olarak kayıtlara geçen bu katlin hikayesiyle yetinmiyor. Böyle bir acımasızlığa zemin oluşturan anlayış neredeyse, onu da ortaya koyuyor. Mesela bundan birkaç yıl öncesine kadar askere gitmek istemeyen eşcinsellere yapılanları&#8230; ‘Eşcinsel misin? O halde ilişki halindeyken fotoğrafını görelim’ diyen ordu, tatmin olmazsa ‘muayene’ de yapıyordu. Filmin de söylediği gibi, kısa süre öncesine kadar TSK dünyanın en geniş pornografik arşivine sahip ordusuydu muhtemelen. Şimdi o fotoğraflar, o dosyalar nerede? Bu da ayrı bir soru.</p>
<p>Fotoğrafla ıspat ve muayene uygulaması birkaç yıl önce kaldırıldı. Ama memlekette askere gitmemek için eşcinsellerin psikolojik testlerde takılması gerekiyor. Yani elinize sayfalarca soruyu alıyorsunuz, sonra nasıl ‘Psikolojik olarak elverişli değildir’ raporu alırım diye uğraşıp duruyorsunuz. Bienale gidenler, küçükken tanıdığım ve çok sevdiğim birinin, Kutluğ Ataman’ın ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporu’nu hatırlarlar belki. Tanı diye bir bölüm var. Sanki bir hastalıkmış gibi, o hanede ‘Homoseksüalite’ yazıyor.</p>
<p>Yani TSK’nın homofobi hastalığı devam ediyor. Erkekliğin tescili kabul edilen askerliğin bu memlekette erkekleri nasıl yiyebildiğini de görüyoruz bu filmde. Kendini muktedir zannedenlerin bir kere savaşa bulaşınca oradan ne zor döndüğünü ya da hiç dönemediğini görüyoruz. Tolga Tekin’in harika oyunu bizi oraya götürüyor.</p>
<p>Tilbe Saran kendini hakikatin güvenli kollarına bırakan, sevgisiyle çocuklarını ayakta tutan, Rüçhan Çalışkur ise hakikati öldürmeye çalışan, sevgisi evladının celladı olan bir anneyi başarıyla canlandırıyor. Ünal Silver omuzları düşmüş, erkek olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilip gitmiş bir baba.</p>
<h2>Rezillik derken&#8230;</h2>
<p>Hayat içinde eşcinselliği barındırıyor, ama hayata dışarıdan tahakküm etmeye çalışanlar eşcinselliğe yaşam hakkı tanımıyorlar. Bir önceki kabinenin ultra bağnaz Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı’nın performansını, bu kabinede yer alan İçişleri Bakanı ileriye taşıdı ve eşcinsellikten ‘rezillik’ diye söz etti. Özür falan da dilemedi sonra.</p>
<p>Bu tür cinayetlere giden yolun taşları böyle döşeniyor işte.</p>
<p>Erk sahipleri eşcinselleri aforoz etmeye devam ederken, Ahmet Yıldız cinayetinin 9. duruşması geride kalıyor. Sinemada Zenne var. Sadece onun hayatı değil orada göreceğiniz, ama Ahmet’i orada hissedebilirsiniz, evet. Ona dokunabilir, onun size dokunmasına izin verebilirsiniz. Başkalarının hakikatinin kendi sonları olduğunu zannedenlerin nasıl felaketlere neden olduğunu, yalnızca cinsellik &#8211; namus meselesi sınırlarında değil, daha geniş bir çerçevede düşünebilirsiniz. Bu toplumda her alanda erkin varoluşunu dayandırdığı senaryoyu yerle bir etmenin olası bedelleriyle yüzleşip, ‘Ne yapmalı?’ sorusu üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz.</p>
<p>Zenne ‘Dürüstlük öldürmemeli’ diyor ve sizin için orada, bekliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir insanlık meselesi! Yarın 13.00&#8242;te Taksim&#8217;de!</title>
		<link>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/</link>
		<comments>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 16:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=198</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink, bu topluma vicdanını hatırlattı. Belki de faşistleri en çok bu yüzden korkuttu. İnsanlığı onları çileden çıkardı. Hep beraber onun katline giden yolun taşlarını döşediler. Onu, her türlü haksızlığa ve tehdide rağmen kaybetmediği iyimserliğiyle birlikte yerle bir etmek istediler. Bu toplumda geçmişi ve bugünü dürüstçe konuşarak geleceği kurmak isteyenleri de yere yığmaktı amaçları. Dava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><iframe src='http://player.vimeo.com/video/34891323?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe></p>
</div>
<div>Hrant Dink, bu topluma vicdanını hatırlattı. Belki de faşistleri en çok bu yüzden korkuttu. İnsanlığı onları çileden çıkardı. Hep beraber onun katline giden yolun taşlarını döşediler. Onu, her türlü haksızlığa ve tehdide rağmen kaybetmediği iyimserliğiyle birlikte yerle bir etmek istediler. Bu toplumda geçmişi ve bugünü dürüstçe konuşarak geleceği kurmak isteyenleri de yere yığmaktı amaçları. Dava neredeyse 5 yıl sürdü, tutukluluk sürelerinin dolmasına günler kala bu cinayette pay sahibi olan herkese ödülleri dağıtıldı. Mahkeme, müdahil avukatları da, savcıyı da dinlemedi. Polisin ve jandarmanın nasıl örgütlendiğini en ince ayrıntısına kadar bildiği ama, &#8216;Bırakınız yapsınlar&#8217; diye beklediği cinayette &#8216;Örgüt yok&#8217; dedi.</div>
<div><span id="more-198"></span></div>
<div>Hrant öldürüldüğünde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü iken McDonalds&#8217;ı bombalatan Erhan Tuncel&#8217;i muhbir yapmak üzere yargıdan kaçırmıştı. Erhan Tuncel sanığı olduğu, ama asla hakim karşısına çıkmadığı, hakkında karar bile verilmeyen 2004&#8242;teki bu olayla ilgili, Hrant&#8217;ın cinayet davasında cezaya çarptırıldı! Ama bir muhbir olarak etrafındakileri idare ettiği cinayetten ceza yemedi. Bu cinayeti önden bilen suç ortağı polisler ve jandarma da basit bir ihmal söz konusuymuş gibi korundu.</div>
<div>Umutlar yerle bir olmuş olabilir, ama arkadaşımız Ümit Kıvanç&#8217;ın da dediği gibi &#8216;inadımız var&#8217;. Temyiz sürecinde ne olur? Hrant&#8217;ın eski TCK 159&#8242;dan aldığı, skandal bir dille yazılmış bir gerekçesi olan cezayı, bilirkişinin &#8216;suç yoktur&#8217; demesine rağmen onayan Yargıtay&#8217;dan söz ediyoruz. Umudumuz ne kadar olabilir?  Belki Cumhurbaşkanı&#8217;na bağlı Devlet Denetleme Kurulu Raporu &#8216;Böyle adalet olmaz&#8217; diyecektir. Belki tek umut kırıntısı.</div>
<div>
<h2><strong>O kalabalık nerede?</strong></h2>
<div>Hrant&#8217;ı uğurlarken toplanan kalabalık çok şey anlatıyordu. Sonra yıllar süren dava boyunca azaldı. Neden diye düşünüp durdum. Şimdi soruyorum: O kalabalık nerede? Yarın yine ortaya çıkar mı? O zaman bu cinayete böylesine güçlü ve içten isyan edenler, neden Hrant bir kez daha vurulmuşken kalabalıklaşmasın? Hrant&#8217;ın ve umudun o kaldırımdan kalkması için, geleceğimizi karanlık güçlerin elinden kurtarmak için, yarın, 19 Ocak Perşembe günü Taksim&#8217;de buluşalım, kalabalıklaşalım.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kartal UEFA’ya uçarken&#8230;</title>
		<link>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/</link>
		<comments>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 17:59:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş Futbol Takımı’nın Teknik Sorumlusu Carlos Carvalhal ile ligin ikinci yarısı öncesinde yaptığımız ve Beşiktaş Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan söyleşiden iki bölüm daha. Burada yayınlanan ilk bölümde Carvalhal, ligde önemli olanın Play &#8211; Off’a kalmak olduğunu söylemiş, ama üst üste gelen sakatlıklardan şikayetçi olmuştu. Ankaragücü karşısında gol bulamayan ve 1 puanla eve dönen takım, ikinci [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beşiktaş Futbol Takımı’nın Teknik Sorumlusu Carlos Carvalhal ile ligin ikinci yarısı öncesinde yaptığımız ve Beşiktaş Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan söyleşiden iki bölüm daha. Burada yayınlanan ilk bölümde Carvalhal, ligde önemli olanın Play &#8211; Off’a kalmak olduğunu söylemiş, ama üst üste gelen sakatlıklardan şikayetçi olmuştu. Ankaragücü karşısında gol bulamayan ve 1 puanla eve dönen takım, ikinci yarıya da yeni sakatlıklar ve eskilerinin iziyle başladı denebilir. UEFA’daki rakibi Braga ile karşılaşacağı 14 Şubat’a kadar Beşiktaş’ın deneyimli oyuncularının da eski performanslarına kavuşmaları önemli. Çünkü Braga ‘atak, hırslı, kuvvetli bir takım’. Topa daha küçücükken ilk Braga’da vuran, sonra orada kaptan bandını koluna takan, daha sonra da bir dönem teknik direktörlük yapan Carvalhal, eski takımını böyle tanımlıyor, ama ekliyor: ‘Ben artık Beşiktaşlıyım!’</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34779511?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34772697?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Carvalhal ile yakın gelecekteki Braga maçından, yakın geçmişteki Stoke City maçına kadar uzanan sohbetimiz ilgi çekecek detaylarla dolu. Mesela Braga’da kaç Portekizli oynuyor? Pekiyi Beşiktaş’ta? Hangi takım daha Portekizli? Beşiktaş’ın Portekiz’de taraftarı var mı? Stoke City deplasmanında iyi oynayan hangi taraftı?<br />
<span id="more-193"></span><br />
İlk yarıda uzun düre kadro dışı kalan iki isimden Guti takımdan gönderilmiş, Fernandes ise kadroya daha güçlü dönmüştü. Beşiktaş’ın hocasına kadroda olma koşullarını, disiplin anlayışını ve ilk 11 için oyuncuları nasıl motive ettiğini de sorduk. Tüm kadroyu ‘oyunda tutmak’ için azami gayret gösteren Carvalhal, daha önce kadro dışı bıraktığı futbolcular sorulduğunda ise, ‘Disiplin kurallarının yaşı, milliyeti, dili falan yoktur. Cezası da açıktır’ diyor.</p>
<p>Burada olmayan, Carlos Carvalhal’in İstanbul’da tebdil-i kıyafet nasıl dolaştığı, hangi toplu taşıma araçlarını tercih ettiği, bu sırada gıyabında konuşulanlara nasıl kulak verdiği, futbolculuk kariyerine 6 yaşında nasıl başladığı, içinde ukte kalan felsefe öğrenimi sevdası ve daha fazlası da Beşiktaş Dergisi Ocak sayısında.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zihinlerdeki karakollara karşı, İsmail Beşikçi Vakfı!</title>
		<link>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 12:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[İsmail Beşikçi, memleket için çok şey ifade eden bir isim. Kayıtsız şartsız akademik özgürlüğün ne olduğunu ve bu konuda ısrar etmeniz halinde başınıza neler gelebileceğini en iyi onun hayatı anlatır. Çorum’da doğan bir ‘Türk’ olan İsmail Beşikçi, sosyoloji okurken Kürtler’le karşılaştı. Alikan Aşireti üzerine sosyolojik incelemesini bu dönemde yaptı. Bilimadamının gördüğü hakikatti, gördüğü hakikatten dönmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03556.jpg"><img title="DSC03556" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03556.jpg" alt="" width="420" height="280" /></a><br />
İsmail Beşikçi, memleket için çok şey ifade eden bir isim. Kayıtsız şartsız akademik özgürlüğün ne olduğunu ve bu konuda ısrar etmeniz halinde başınıza neler gelebileceğini en iyi onun hayatı anlatır. Çorum’da doğan bir ‘Türk’ olan İsmail Beşikçi, sosyoloji okurken Kürtler’le karşılaştı. Alikan Aşireti üzerine sosyolojik incelemesini bu dönemde yaptı. Bilimadamının gördüğü hakikatti, gördüğü hakikatten dönmeyi de hayatı boyunca bütün baskılara rağmen kabul etmedi. Sonuç: Üniversiteden kovuldu, hayatının 17 yıl 2 ayını cezaevlerinde geçirdi, bütün kitapları, bazıları henüz basılmadan, toplatıldı, çalışmaları bir nesilden kaçırıldı. İleri demokrasinin ülkemize geldiği günlerde de bir konuşmasında kullandığı ‘Kandil’ sözü bir dergide ‘Q’ ile basıldı diye yine mahkum oldu. İsmail Beşikçi’ye verilen 1 yıl 3 aylık bu ceza Yargıtay’da. Sonbaharda yaptığımız söyleşide Beşikçi’ye ‘Ceza onanırsa ne olacak?’ diye sormuştum, o da bütün çektiklerine rağmen gülümseyerek ‘O zaman tekrar cezaevine girebilirim’ demişti. O konuşmamızda İsmail Beşikçi Vakfı ve Kütüphanesi’nin kurulma çalışmalarının sonuçlanmak üzere olduğunu da söylemişti.<br />
<span id="more-179"></span></p>
<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03570-12-10-19-1.jpg"><img title="DSC03570 12-10-19-1" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03570-12-10-19-1.jpg" alt="" width="420" height="280" /></a></p>
<p>Haber Beşikçi Hoca’nın doğumgünü olan 7 Ocak’tan iki gün önce geldi. Vakıf resmen kurulmuştu!<br />
Hakikatten korkulduğu için bilimsellikten de uzak tutulan nesiller için bir vaha olacak burası. Hoca’nın 60 yıldır biriktirdiği kitaplar, dergiler, gazeteler, mektuplar, fotoğraflar, dava belgeleri ve kendi notlarını da içeren arşivi yakında İsmail Beşikçi Araştırma Kütüphanesi’nde çğrencilere, akademisyenlere, herkese açılacak.</p>
<p>Beşikçi’nin yıllar önce yasaklanmış ya da toplatılmış kitaplarına da orada ulaşabileceğiz. Bugün iktidarın muhalefete yüklenme aracı olarak gördüğü Dersim konusunu ve CHP politikalarını, Beşikçi’nin zamanında aynı anda birden fazla davaya konu olan Bilim Yöntemi dizisinden <em>Kürtlerin Mecburi İskanı, Tunceli Kanunu, Muğlalı Olayı</em> gibi kitaplarından okumak mümkün olacak. Daha düne kadar bu konulara dokunmayanların, ‘zamanı gelince’ ellerinde bilindik belgelerle ‘gerekiyorsa özür dilemelerini’ acı bir tebessümle izlemiştir herhalde Beşikçi.</p>
<p>Hoca geçen yılki bir yazışmamızda ‘Kitaplarınız neden yeniden basılmıyor’ diye sorduğumda şöyle cevap vermişti:</p>
<p><em>‘Kitaplar, yazılar, 1970’lerde, 1980’lerde,  eski ceza yasasının 141-142. maddelerine göre yargılanıyordu. 1990’larda Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesine göre yargılanmaya ve toplanmaya başlandı. Bu madde, AB uyum yasaları çerçevesinde, 2003’te yürürlükten kaldırıldı. Bunun üzerine avukatımız, DGM’lere başvurarak,  kitaplar üzerindeki yasakların, toplatma kararlarının kaldırılmasını istedi.</em></p>
<p><em>Ankara DGM, olumsuz bir karar verdi. Mahkeme, “8. madde yürürlükten kaldırılmış olabilir. Ama bu kitapların içeriğinde, ceza mevzuatımızın başka yasalarına, başka maddelerine göre de suç vardır”  dedi. Bu şüphesiz hukuksal değil, keyfi bir karardır. En azından bir an için kitapların üzerindeki toplatma yasakları kaldırılmalıydı. Yayınevi, bu kitapları tekrar yayımlarsa, dağıtırsa, işte o zaman  sözü edilen başka yasalara, başka maddelere göre yeni bir işlem yapılırdı. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bu konudaki tutumu daha olumluydu. Kitaplar, daha çok Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanıyordu.</em></p>
<p><em>Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararı kesindi. Bu karar üzerine, Yurt Kitap-Yayın sahibi Ünsal Öztürk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Bunun çok ilgi çekici bir safahatı var. Sonuçta, Türkiye mahkum oldu.</em></p>
<p><em>Avukatımızın, çeşitli zamanlarda yaptığı başvuru üzerine, mahkemeler de çeşitli kararlar verdi. Bu karalar arasında birbirleriyle çelişkili olanlar da var. Hatta aynı mahkemenin çelişik kararları da var. Kitapların hangileri serbest, hangileri yasak, saptamak çok zor. Ama, AİHM kararından sonra artık hepsinin de serbest kaldığı söylenebilir. Veya böyle ummak daha makuldür.’</em></p>
<p>Aslında bu hikaye memlekette reform falan denilerek aynı cezacı zihniyetin başka sözlere devşirildiğini çok iyi anlatıyor. Hoca’nın hakkında verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası kararıyla ilgili yorumu da öyle:</p>
<p><em>‘&#8230; 4 Mart 2011 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi de hakkımda TMY’nin 7/2 maddesine göre bir karar verdi. Bu, fiili olarak, TMY’nin 8. maddenin hala yürürlükte olduğu anlamına gelmektedir.’</em></p>
<p>Bugün birçok mahkumiyet de bu zihniyetten kaynaklanıyor zaten. İşte hal böyleyken Beşikçi Vakfı ve Kütüphanesi’nin açılması önem taşıyor. İyimserlik veriyor. Vakıf, <em>‘Beşikci adına layık daha büyük projeler gerçekleştirmek için duyarlı herkesi İsmail Beşikci Vakfı Gönüllüsü olmaya ve destek vermeye’</em> çağırıyor. Sanırım hayatını hakikati söylemeye adamış ve bu yüzden sistemden kovulmuş bir bilim insanı için en güzel doğumgünü hediyesi, vakıfla yeniden hayat bulmayı deneyen ifade özgürlüğüne beraberce sahip çıkmak olacaktır.</p>
<p>Geleceğini bildiğim ‘Nasıl ulaşabiliriz?’ sorusunun cevabı ise aşağıda:</p>
<p>E-posta adresi: ismailbesikcilibrary@gmail.com</p>
<p>Adres:<br />
İsmail Beşikci Vakfı<br />
Kuloğlu Mah. Ayhan Işık Sok. No: 21/1<br />
Beyoğlu/İstanbul</p>
<p>Telefon: 0212 245 81 43</p>
<p>Nice özgür yıllara İsmail Beşikçi!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carvalhal’den en ayrıntılı ilk yarı değerlendirmesi, taraftara ikinci yarı mesajı</title>
		<link>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/</link>
		<comments>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:26:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Ligin ilk yarısında müthiş bir maratondan başarıyla çıktı Beşiktaş. Sezon başından itibaren birçok talihsizlik yaşadı. Sakatlıklara ligin geç başlaması da eklendiğinde çok kısa aralıklarla peşpeşe oynanan maçlar vardı. Bu tempoya rağmen UEFA’daki dişli rakiplerini alt edip gruptan lider çıktı. Ligi de üçüncü bitirdi. Carlos Carvalhal takımın ilk yarıyı nasıl geçirdiğine ilişkin (fikstür üzerinden de giderek) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ligin ilk yarısında müthiş bir maratondan başarıyla çıktı Beşiktaş. Sezon başından itibaren birçok talihsizlik yaşadı. Sakatlıklara ligin geç başlaması da eklendiğinde çok kısa aralıklarla peşpeşe oynanan maçlar vardı. Bu tempoya rağmen UEFA’daki dişli rakiplerini alt edip gruptan lider çıktı. Ligi de üçüncü bitirdi. Carlos Carvalhal takımın ilk yarıyı nasıl geçirdiğine ilişkin (fikstür üzerinden de giderek) ilk kez bu kadar bütünlüklü bir resim çizdi, ligin ikinci yarısına, UEFA’ya ve Türkiye Kupası’na ilişkin hedeflerini anlattı. Carvalhal adım adım sonuca gitmek konusunda kararlı. İkinci yarının başında (Eskişehirspor rövanşından önce) Beşiktaş’ın alçakgönüllü, başarılı ve sebatkar hocası Carvalhal’e kulak vermek isterseniz buyrun.</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34471823?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Bu arada ikinci yarıya ilişkin bir not: Braga ile Portekiz’deki maçımız 14 Şubat salı günü. Ligin 12 Şubat’ta başlayan 26. haftasına denk geliyor. Federasyon 25. haftadaki Fenerbahçe ve 26. haftadaki Sivasspor maçlarını artık makul tarihlerde oynatır da, UEFA’daki temsilcimizin işini bu kez biraz kolaylaştırır diye düşünüyorum.</p>
<p><img title="Daha fazla..." src="http://banuguven.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-172"></span></p>
<p><strong>Bu arada&#8230; Ben Beşiktaşlı mıyım? Evet.</strong></p>
<p>Büyükdedem Ziyaeddin Karamürsel kulübün kurucularındandır. Dedem Abdülkadir Ziya Karamürsel ise şampiyonluk yaşanan 3 dönemde toplam 5 yıl kulübe başkanlık etmiştir. Mezartaşında ‘Beşiktaş’ın Babası’ yazar.</p>
<p>Dedem hakkında, ölüm yıldönümünde sonbarikatbesiktas.blogspot.com adresinde Mehmet Yücegönül tarafından yapılan bir derleme buldum  Onu çok güzel anlattığı için sizlerle de paylaşmak istedim.</p>
<p><strong><em>&#8220;Ağabeyimiz, babamız; şeytan tüyüne sahip bir adamdı&#8221;</em></strong></p>
<p><em>Karamürsel, üç kez, 1932-35, 1938-39 ve 1941’de Kulüp Başkanlığı yapıyordu.</em></p>
<p><em>Beşiktaş’ın &#8220;Baba&#8221; lakaplı başkanlarından olan Karamürsel, kırklı yıllarda 8 yılda 7 kez İstanbul şampiyonu olan takımın temellerini atan yöneticilerin önde gelenlerindendi. Beşiktaş camiası tarafından çok sevilen Abdülkadir Ziya Karamürsel, Beşiktaş’ın 1960 şampiyonluk albümünde şöyle anlatıyordu;</em></p>
<p><strong><em>&#8220;Türk cemiyet hayatının, hele kulüp cemiyetçiliğinin nasıl fırtınalı geçtiğini hep bilirsiniz… Beşiktaş muhitinin cevval, zeki ve hareketli bünyesinde kongrelerimiz öylesine elektrikli geçer, dertlerimiz öylesine açığa vurulur, tenkit edilirdi. Bu ahvalde kurtarıcı, bir tatlı adam vardı: Abdülkadir Bey…</em></strong></p>
<p><strong><em>Abdülkadir Karamürsel avukattı. Fakat o, mesleki kudretinden çok evvel, havayı ısındıran, dumanları dağıtan, ortalığa neşe ve ümit katan bir kudretle duruma derhal hakim olur, kırgınları barıştırır, meseleleri halleder, davaları kazanır bir şeytan tüyüne sahip adamdı.</em></strong></p>
<p><strong><em>Beşiktaş’ın ilk babası odur. Beşiktaş’ın her şeyi demek olan Şeref Bey, ona müthiş saygı ve sevgi beslerdi.</em></strong></p>
<p><strong><em>Top oynamamıştı. Vücudu ağırdı. Ama futboldan çok iyi anlardı. Maçları kaçırmazdı. Senelerce reislik etti. Ağabeyimizdi, babamızdı. Evindeki saz ve söz alemlerinde Beşiktaş’ın her derdi ve kederi giderilir, Beşiktaş atiye gene zinde ve dinç çıkardı&#8221;</em></strong></p>
<p>&#8220;<em>Baba&#8221; Abdülkadir Ziya Karamürsel, 15 Nisan 1948’de hayata gözlerini yumuyor, binlerce insanın katıldığı cenaze töreniyle, sonsuzluğa uğurlanıyordu.</em></p>
<p>İşte bu yüzden Beşiktaş benim için çok şey ifade ediyor. Dedemin anısı için de iyi futbolun ve Beşiktaş’ın takipçisiyim. Bütün takımların taraftarlarına heyecanlı, harika top oynanan maçlarla geçecek gölgesiz bir ikinci yarı diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carvalhal ile ilk yarı buluşması</title>
		<link>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 09:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş&#8217;ın hocasından ilk yarıya, takımın içinden geçtiği sürece, UEFA&#8217;daki rakibi ve eski kulübü Braga&#8217;ya ilişkin değerlendirmeler. Beşiktaş ve Carvalhal ile ilgili merak ettikleriniz bu söyleşide olacak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34082105?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<div id="description">Beşiktaş&#8217;ın hocasından ilk yarıya, takımın içinden geçtiği sürece, UEFA&#8217;daki rakibi ve eski kulübü Braga&#8217;ya ilişkin değerlendirmeler. Beşiktaş ve Carvalhal ile ilgili merak ettikleriniz bu söyleşide olacak.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halka rağmen termik santral:  Anadolu Grubu’nun portföyü mü, Gerzeliler’in iradesi mi?</title>
		<link>http://banuguven.com/halka-ragmen-termik-santral-anadolu-grubu%e2%80%99nun-portfoyu-mu-gerzeliler%e2%80%99in-iradesi-mi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/halka-ragmen-termik-santral-anadolu-grubu%e2%80%99nun-portfoyu-mu-gerzeliler%e2%80%99in-iradesi-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 09:13:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=155</guid>
		<description><![CDATA[Karadeniz’in doğası en bakir illerinden Sinop’un başı bir süredir dertte. Memleketin ne kadar enerji ihtiyacı varsa, sanki oradan karşılanacak. Türkiye nükleer enerjiyle ilgili bir tartışma yapamadan, Sinop’ta nükleer santral için düğmeye basıldı bile Ankara’da. Kalkınma fetişinin peşinden giden hükümet, en zararlı enerji üretim modellerinden kömürlü termik santral modelini benimseyip, Gerze’ye de bir tane kondurulması yönünde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karadeniz’in doğası en bakir illerinden Sinop’un başı bir süredir dertte. Memleketin ne kadar enerji ihtiyacı varsa, sanki oradan karşılanacak. Türkiye nükleer enerjiyle ilgili bir tartışma yapamadan, Sinop’ta nükleer santral için düğmeye basıldı bile Ankara’da. Kalkınma fetişinin peşinden giden hükümet, en zararlı enerji üretim modellerinden kömürlü termik santral modelini benimseyip, Gerze’ye de bir tane kondurulması yönünde kapıları açtı. Anadolu Grubu da verimli toprakların denizle buluştuğu noktaya yılda 2,5 milyon ton kömür yakacak 1200 MW’lık santrali yapmak için kolları sıvadı. Gerzeliler’e rağmen&#8230;</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/33786571?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p><span id="more-155"></span></p>
<p>Sinop’un direnişi, 50 milyon dolarlık turizm yatırımı sözüyle kırılmak istendi, ama tam tersine daha da büyüdü. Anadolu Grubu Rusya’dan alacağı kömürü boşaltmak için bir de liman projesi yaptı. Bu yazıya eşlik eden video haberde izleyeceğiniz yemyeşil ovanın kıyısında inşa edilecek koca bir liman olacak bu. Anadolu Grubu halkı ikna etmek için bastırdığı broşürde, ‘Limanın büyüklüğü ne kadar olacak?’ sorusuna da yer veriyor ve bu soruyu ‘Mendirekli liman olacak. Büyük tonajlı gemi yanaşacağı için derinlik de gerek’ gibi cevaplarla geçiştiriyor. Anadolu Grubu aslında ‘Bırakın bizi, çevreye <strong>minimum</strong> <strong>zarar</strong> vereceğiz’ diyor, Gerze halkı ise net bir şekilde ‘Biz kömürlü termik santral de, öyle liman da istemiyoruz’ diye direniyor. Bu direniş sırasında cop da yediler, biber gazı da. Eylül’den bu yana bölgede çadır nöbetindeler. Topraklarına, yaşam alanlarına sahip çıkmak için nöbet tutuyor ve proje alanında kuş uçurtmuyorlar. Geçen ay büyük bir yürüyüş yaptılar. Sadece iki gazetede haber olabildi bu yürüyüş. Oysa kaç bin kişiydiler. Bu alanda kampanya yürüten Greenpeace de, Gerzeliler’e destek verdi. Ama balıklarla ilgili ‘seninki kaç santim?’ kampanyasını destekleyen medya, iş Gerze’deki termik santrale gelince durdu. Öyle ya, birçok medya patronu aynı zamanda enerji sektöründe, ihale peşinde. Kendileriyle mi çelişecekler? Anadolu Grubu da iyi bir reklam veren. Bu durumda Gerze halkını kim takar?</p>
<p><strong>Herkes bilmeli</strong></p>
<p>Ben Gerzeliler’in verdiği saygı değer mücadelenin herkes tarafından bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle Gerzeliler’le birlikte hareket eden Greenpeace’le görüştüm. Cesur ve kararlı Gerzeliler, Greenpeace’e anlattıkları, nasıl biber gazı yedikleri, kömürlü termik santrallerin neden sevilmediği, hepsi bu yazıya eşlik eden videoda. Greenpeace’in Gerzeliler’e neden destek verdiği de <a href="http://bukapaginaltinda.org/">http://bukapaginaltinda.org</a>/ adresinde anlatılıyor.</p>
<p><strong>Anadolu Grubu’nun ikna broşürü</strong></p>
<p>Anadolu Grubu’nun argümanlarına da <a href="http://www.gerzeenerjisantrali.com/files/ges_brosur.pdf">http://www.gerzeenerjisantrali.com/files/ges_brosur.pdf</a> adresinden ulaşılabilir. <a href="http://www.gerzeenerjisantrali.com/">http://www.gerzeenerjisantrali.com</a>/ adresinde de vizyon &#8211; misyon gibi başlıklar yer alıyor. Anasayfada yeşil Gerze’de masmavi gökyüzünün altında kurulmuş bir termik santral resmi var. Hemen altında da, ‘Vizyon: Rekabetçi ve dengeli bir portföy oluşturarak, enerji piyasasının pro-aktif hareket eden güvenilir grupları arasında yer almak’ ve ‘Misyon: Anadolu Grubu’nun portföyü içerisinde enerji yatırımlarını ana sektörlerden biri konumuna getirerek, Anadolu Grubu’na değer katmak’ açıklamaları var. Gerzeliler ile Anadolu Grubu’nun dünyalarının ve çıkarlarının ne kadar farklı olduğunu daha net görmek mümkün mü, bilmiyorum.</p>
<p>Bakalım mücadeleyi kim kazanacak? Cesur ve kararlı bir şekilde kendi yaşam alanlarını ve yaşama haklarını savunanlar mı, yoksa bir kez daha, yüzlerce ya da binlerce kilometre uzakta oturup, vizyon-misyon-kalkınma diye bir bölgenin kaderini değiştirenler mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/halka-ragmen-termik-santral-anadolu-grubu%e2%80%99nun-portfoyu-mu-gerzeliler%e2%80%99in-iradesi-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hrant için, Adalet için: 5 Aralık 2011 Basın Açıklaması</title>
		<link>http://banuguven.com/hrant-icin-adalet-icin-5-aralik-2011-basin-aciklamasi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/hrant-icin-adalet-icin-5-aralik-2011-basin-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 17:43:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=151</guid>
		<description><![CDATA[Hrant’ı öldürmelerinin üstünden dört yıl ve on buçuk ay geçti. Siz beş deyin. Adalet adına ortada ne var? Bir müsamere ve kötü niyet gösterisi. Hatırlarsınız, katil iki günde, şu içeride yargılanan öbürleri de hemen peşinden yakalandı. Bunların baştan gözden çıkarılmış ayakçılar olduğundan şüphe duyan var mı aranızda? Şüphe duyanlar, Yasin Hayal’in babasının ifadesini hatırlasın: “Trabzon [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2011/12/hrant-dink.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-152" title="hrant-dink" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2011/12/hrant-dink.jpg" alt="" width="448" height="307" /></a><br />
Hrant’ı öldürmelerinin üstünden dört yıl ve on buçuk ay geçti. Siz beş deyin. Adalet adına ortada ne var? Bir müsamere ve kötü niyet gösterisi.</p>
<p>Hatırlarsınız, katil iki günde, şu içeride yargılanan öbürleri de hemen peşinden yakalandı. Bunların baştan gözden çıkarılmış ayakçılar olduğundan şüphe duyan var mı aranızda?</p>
<p>Şüphe duyanlar, Yasin Hayal’in babasının ifadesini hatırlasın: “Trabzon Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürü Yahya Öztürk bana ‘Yasin devlet için çalışıyor’ dedi.”</p>
<p>Polis böyle demişti. Jandarma istihbaratçısı bir binbaşı da tebriklerini göndermişti Yasin Hayal’in babasına.</p>
<p><span id="more-151"></span></p>
<p>Hrant’ı öldürtmeye karar verenleri nerede aramalıyız?</p>
<p>Elebaşı konumundaki sanıkları Trabzon McDonalds bombalamasından itibaren avucunun içine almış Emniyet’te mi? Cinayet ihbarını hasıraltı eden, kullanılacak silahın özelliklerini henüz cinayet işlenmeden bilen jandarmada mı? Yoksa hepsinin üstündeki biryerlerde mi?</p>
<p>Başından beri iki vahim durum, adaletin yolunu tıkıyor.</p>
<p>İlki şu: Cinayetin işleneceğini bildiği ortaya çıkmış resmî görevliler, bırakın yargılanmayı, her türlü soruşturmadan korundu. Yetmedi, terfi aldı.</p>
<p>İkincisi, bunlar hakkında pek sınırlı bazı soruşturmalar yapıldı, dava da açıldı, ama sanki bunların cinayet davasıyla ilgisi yokmuş gibi davranıldı. Olaydaki rolü gayet şaibeli olan jandarma komutanı Ali Öz hakkındaki dava bile buradaki esas cinayet davasıyla birleştirilmeden bitti. Albay Öz’e ödül mü verildi, ceza mı, bilemedik.</p>
<p>Bugüne kadar edindiğimiz bilgilerle, tek merkezden kapsamlı bir soruşturma yürütülse her şeyin açığa çıkacağı, inanın, görülebiliyor.</p>
<p>Duyduğumuz şüpheyi akıl ve vicdan sahibi herkesin paylaştığından eminiz: Hrant Dink cinayetinin aydınlatılmasını istemeyen birileri var ve bunların gücü adaletin yolunu tıkamaya bugüne kadar yetti. En başta adaletten yana saf tutacağını iddia eden hükümet de bir adım sonra onlara katıldı.</p>
<p>Toplumumuza hafızasız demek her dönemde modadır. Hayır, hiçbirimiz hafızasız değiliz. Aksine, hafızalarımız gayet güçlü olduğu için neler döndüğünü gayet iyi anlayabiliyoruz. Ama ne yazık ki savcıların elindeki imkân ve güç bizde yok. Yoksa, sorulacak sorular, üstüne gidilecek durumlar, kişiler, hepsi belli. Sadece İstanbul Emniyeti’ne, yok ettiği kamera kayıtlarını ısrarla ve sahiden sormak belki de her şeyi aydınlatmaya yetecektir.</p>
<p>Şu içeride yargılananları örgütleyen, onlara “öldür!” emri verenler her kimse, polis de asker de savcı da yargı da hükümet de, bunların ortaya çıkmasından çok korkuyor. Tâ en başta Rakel Dink demişti: adalet için cesaret gerekir. Bizde cesaretten anlaşılan şey, savunmasız bir insana arkadan yaklaşıp ensesinden vurmaya yarıyor, anladık. Adaletten anlaşılan ise, Hrant’ı tam aksini yazdığı şeyi yazmış gösterip mahkûm etmek, hedef haline getirmekti; bugün de, cinayete karışmış devlet görevlilerinin ne pahasına olursa olsun korunmasıdır.</p>
<p>Budur. Bu kadardır.</p>
<p>Yargıtay, vaktiyle bizzat yaptıkları yetmiyormuş gibi, Hrant’a çamur atan Maraş katliamı davasının bir numaralı sanığı Ökkeş Şendiller’i korumakla meşgûldür.</p>
<p>Bu memleketin vicdanlı insanlarının, adalet deyince ‘devleti koruma teşkilatını’ değil hakkı hukuku anlayan insanların gönlü bizimledir. Biliyoruz. Ne yazık ki yetmiyor. Kendine yalan söylemekten utanan, cesur yargıçların, savcıların ortaya çıkması lâzım. Devlet ve hükümet içerisinde, kendine yalan söylemekten utanan, vicdan ve adalet duygusu sahibi birileri varsa ortaya çıkmaları lâzım.</p>
<p>Bu davayı bu şekilde bitirmeye kalktıklarında alınlarına sürülecek şeyi sadece kurban kanı sanıyorlar. Halbuki o, ne yapsalar kazıyıp atamayacakları bir utanç lekesi olacak.</p>
<p>HRANT’IN ARKADAŞLARI</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/hrant-icin-adalet-icin-5-aralik-2011-basin-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1937 &#8211; 1938’e Dersimliler’in koyduğu isim: &#8216;Tertele Peen&#8217; (Sonraki Soykırım)</title>
		<link>http://banuguven.com/1937-1938%e2%80%99e-dersimliler%e2%80%99in-koydugu-isim-tertele-peen-sonraki-soykirim/</link>
		<comments>http://banuguven.com/1937-1938%e2%80%99e-dersimliler%e2%80%99in-koydugu-isim-tertele-peen-sonraki-soykirim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2011 16:54:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya ile birkaç gün önce beni çok etkileyen bir söyleşi yaptık. Hemen her gün Dersim tartışmalarının yapıldığı bir dönemde, 1937-1938‘den derin izleri taşıyan Kaya ile kesintisiz bir sohbet çok aydınlatıcı oldu, ama o ölçüde de sarsıcıydı. Dersim’de neler yaşandığını, Başbakan Erdoğan’ın partisinin il başkanları toplantısında dile getirdiği özrün mahiyetini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Başkanı Yaşar Kaya ile birkaç gün önce beni çok etkileyen bir söyleşi yaptık. Hemen her gün Dersim tartışmalarının yapıldığı bir dönemde, 1937-1938‘den derin izleri taşıyan Kaya ile kesintisiz bir sohbet çok aydınlatıcı oldu, ama o ölçüde de sarsıcıydı.</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/33023440?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Dersim’de neler yaşandığını, Başbakan Erdoğan’ın partisinin il başkanları toplantısında dile getirdiği özrün mahiyetini ve önemini, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’ndan beklentileri, Kureyşan Aşireti’ne mensup ailesinin nasıl katledildiğine dair tanıklıkları, kendi amcasının hayatı boyunca içinde taşıdığı dayanılmaz acıları, hepsine dair bilgi ve düşüncelerini samimiyetle anlattı.</p>
<p><span id="more-148"></span></p>
<p>‘En önemlisi Dersimliler’in çiğnenen onurlarını devlet olarak iade etmektir, bunun için özür TBMM’de dilenmelidir’ diyen Kaya, Dersim’de yaşananların Zazaca ‘Tertele Peen’ olarak anıldığını da anlattı. ‘Sonraki Soykırım’ yani. ‘İlk Soykırım’ sözünü Dersimliler Ermeniler için kullanmışlardı çünkü: ‘Tertele Vıren’. Yaşar Kaya ‘Tarihle yüzleşmek sadece iyi sonuçlar doğurur, Düşmanlık değil, sevgi ve kalıcı bir barış doğurur’ diyor ve önerilerini açıklıyor. Herkesin buna ihtiyacı yok mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/1937-1938%e2%80%99e-dersimliler%e2%80%99in-koydugu-isim-tertele-peen-sonraki-soykirim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

