<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Banu Güven</title>
	<atom:link href="http://banuguven.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://banuguven.com</link>
	<description>Haber Söyleşi Yorum Röportaj</description>
	<lastBuildDate>Thu, 05 Apr 2012 22:56:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Beşiktaş&#8217;ta olmak çok özeldi</title>
		<link>http://banuguven.com/besiktasta-olmak-cok-ozeldi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/besiktasta-olmak-cok-ozeldi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 22:50:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş&#8217;ın Braga&#8217;da doğup İstanbullu olan eski hocası Carlos Carvalhal, kulübe bir yönetimin geldiği, mali sorunların çözüleceği, futbolcularının sakatlıklarının geçtiği ve adil bir maç takviminin başladığı bir dönemde ayrılmak zorunda kaldığı için buruk. Ama gördüğü destek ve sevgi onu mutlu ediyor. En kısa zamanda memlekete, yani İstanbul&#8217;a dönmek istiyor. Ayrılık kararı henüz çok tazeyken yaptığımız bu söyleşiden bölümleri burada paylaşmıştım. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beşiktaş&#8217;ın Braga&#8217;da doğup İstanbullu olan eski hocası Carlos Carvalhal, kulübe bir yönetimin geldiği, mali sorunların çözüleceği, futbolcularının sakatlıklarının geçtiği ve adil bir maç takviminin başladığı bir dönemde ayrılmak zorunda kaldığı için buruk. Ama gördüğü destek ve sevgi onu mutlu ediyor. En kısa zamanda memlekete, yani İstanbul&#8217;a dönmek istiyor. Ayrılık kararı henüz çok tazeyken yaptığımız bu söyleşiden bölümleri burada paylaşmıştım. Bu da uzun söyleşimizin Türkçe altyazılı videosu. Carlos&#8217;u anlamak için&#8230;</p>
<p><iframe src='http://player.vimeo.com/video/39848695?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe><br />
<span id="more-250"></span><br />
Obrigada Carlos Carvalhal.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/besiktasta-olmak-cok-ozeldi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carlos Carvalhal: Koşullar düzelirken gittiğim için üzgünüm</title>
		<link>http://banuguven.com/carlos-carvalhal-kosullar-duzelirken-gittigim-icin-uzgunum/</link>
		<comments>http://banuguven.com/carlos-carvalhal-kosullar-duzelirken-gittigim-icin-uzgunum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 17:40:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=224</guid>
		<description><![CDATA[&#62; Çölü geçip suyu gördük, yolculuğum bitti &#62; Türkiye’de kalmak, burada yaşamak istiyorum &#160; Carlos Carvalhal ile ligin ilk yarısının sonunda Ümraniye’de konuşmuştuk, görevini bıraktıktan sonra da ilk söyleşiyi tesislerde geçirdiğinden çok daha az zaman geçirdiği evinde yaptık. Carvalhal basın toplantısından birkaç saat sonra kabul etti bizi ve soruları da içtenlikle cevapladı. Takımın mali sıkıntılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_1736.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-226" title="IMG_1736" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_1736.jpg" alt="" width="422" height="315" /></a></p>
<h2><span style="color: #ff0000;"><strong>&gt;</strong> Çölü geçip suyu gördük, yolculuğum bitti</span></h2>
<h2><span style="color: #ff0000;"><strong>&gt;</strong> Türkiye’de kalmak, burada yaşamak istiyorum</span></h2>
<p>&nbsp;</p>
<p>Carlos Carvalhal ile ligin ilk yarısının sonunda Ümraniye’de konuşmuştuk, görevini bıraktıktan sonra da ilk söyleşiyi tesislerde geçirdiğinden çok daha az zaman geçirdiği evinde yaptık. Carvalhal basın toplantısından birkaç saat sonra kabul etti bizi ve soruları da içtenlikle cevapladı. Takımın mali sıkıntılar içinde ya da yönetim boşluğunda nasıl özveriyle çalıştığını, oyuncuların ödeme sorunlarına rağmen nasıl oynadığını da ısrarla sorunca anlattı. Beşiktaşlı oyuncuların lügatından bir süredir ‘prim’ kavramının silindiğini de böyle öğrendik. Bu söyleşi sırasında karşımda olgun ve sukunet içinde bir profesyonel vardı. Ama bu futbol adamının konuşurken iki kez gözleri doldu. ‘Hiç böylesini görmedim’ dediği Beşiktaş taraftarından söz ederken ve Ümraniye’deki tesislerde çalışan personelin kendisi için ne ifade ettiğini anlatırken&#8230; Söyleşinin tümü kısa süre sonra burada yayında olacak ama bunlar gecikmeden herkesle paylaşmak istediğim başlıklar.</p>
<h2><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/CARLOS01.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-227" title="CARLOS01" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/CARLOS01.jpg" alt="" width="423" height="237" /></a>Ümraniye’de çalışanlar ailemdi</h2>
<p>-  Buraya yalnız geldim. Ailem yanımda değildi. Bütün zamanımı Beşiktaş için çalışarak geçirdim. Diyebilirim ki 24 saat Beşiktaş’ı düşünerek yaşadım. Evimde kaldığımdan çok daha fazla Ümraniye’de kaldım, uyudum. Oradaki personelle bir aile ilişkisi kurduk. Onlar benim ikinci ailem diyebilirim. Benim için oyunculara ‘Hoşçakal’ demek zordu, ama orada çalışanlara, aşçılara, malzemecilere, güvenlik elemanlarına ‘Hoşçakal’ demek çok çok zordu. Çok iyi dostluk yaptılar bana. Çok duygusal bir ayrılıktı. Onları çok sevdim çünkü. Oyuncularla daha resmi bir veda oldu, ama onlarla da karşılıklı konuşsak çok duygusal anlar yaşayabilirdik tabii. Futbol hayatı böyle işte.</p>
<h2>Beşiktaş taraftarını unutamam</h2>
<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_17701.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-228" title="IMG_1770(1)" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_17701.jpg" alt="" width="188" height="251" /></a>-  Daha iyisini yapabilecekken, çölü geçip, suyu ağaçları yine görmüşken, yeni bir yönetim ve yeni enerji gelirken gidiyorum. Benim içimdeki bu enerji de maalesef uçakla Portekiz’e dönüşe harcanacak. Evet, hayal kırıklığına uğradım, ama anlayışla karşılıyorum. Giderken de söyledim. Beşiktaş’ta olmak büyük bir ayrıcalık ve zevkti. Burada stadda taraftarların yarattığı atmosferi hiçbir zaman unutmayacağım. Ben 11 yaşımdan beri futbolun içindeyim ve daha uzun süre de olacağım, ama hiçbir zaman taraftarlarla böyle bir atmosfer yaşamadım, bundan sonra da yaşayabileceğimi düşünmüyorum. Bu çok özeldi.</p>
<h2>Hayal kırıklığım var</h2>
<p>-  Tamam, bu kararı anlıyorum ama hayal kırıklığım var.. Bu uzun yolun sonunda, çölde susuz kaldım. Ormandan başladık, sonra su ve ağaçlar kayboldu, sonra biraz içecek su görüyorsun ve yeni bir şeye başlamak üzereyken, yolculuk bitiyor. Tamam karara saygı duymak zorundayım ama&#8230;</p>
<h2>Türkiye’de yaşamak istiyorum</h2>
<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_1764.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-230" title="IMG_1764" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/IMG_1764.jpg" alt="" width="421" height="315" /></a>-  Ben burada yaşamayı gerçekten seviyorum. Herkes beni gördüğünde bunu yüzümden, tavrımdan okuyabilir. Bu toplumu seviyorum. Duygusallıklarını seviyorum. Bence Avrupa Birliği’nde yaşayanların Türkiye’den öğrenecekleri çok şey var. Türkiye’nin oradan öğreneceğinden daha fazlasını Avrupalılar buradan öğrenmeli&#8230;. Yani kesinlikle Türkiye’ye dönmek isterim.</p>
<h2>Kendimi sık sık yalnız hissettim</h2>
<p>-  İkinci yarıda yönetim de yokken, kendimi sık sık yalnız hissettiğim oldu.</p>
<h2>Braga’dan sonra prim verilmedi</h2>
<p>-  (Futbolcuların ücretlerini ve primlerini alamamalarıyla ilgili soru üzerine&#8230;) Para ile ilgili konuşmak istemiyorum&#8230; Ama oyuncuların gayretini çok değerli bulduğum için belki şunu söylemeliyim: Bu takım Braga’ya karşı oynadı, bu takımı yendi ve hiçbir prim almadı. Oyuncular para için oynamadılar ve Braga’yı elediler. Futbolun kurallarını biliyoruz. Bütün kulüplerde prim diye birşey vardır, bunu biliyoruz. Beşiktaşlı oyuncular da biliyor. Futbolcular emeklerinin, oyunlarının karşılığında maaşlarını ve primlerini alırlar. Ama Braga’yı elediler, prim almadılar ve Atletico Madrid maçına da aynı koşullarda çıktılar.</p>
<h2>Koşullar düzelirken kalmak isterdim</h2>
<p>-  Eminim bazı ödemeler bu hafta yapılır&#8230; Yeni bir dinamik yaratılacak belki böylece. Ama bu ben varken yapılsın isterdim. Diyorum, sorun koçun ya da oyuncuların yeterliliği, becerisi değil. Çünkü herkese iyi olduğumuzu, oynadığımızı gösterdik. Dinamo Kiev’i, Stoke City’yi, UEFA finalisti Braga’yı eleyebileceğimizi gösterdik. Bunu bir kere yaptıysak, neden yine yapamayalım ki?</p>
<h2><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/CARLOS02.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-231" title="CARLOS02" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/04/CARLOS02.jpg" alt="" width="421" height="235" /></a>Yeni enerjiden kastettiğim&#8230;</h2>
<p>-  Yeni yönetime Samsun maçından önce, maç sabahı ‘Birşeyler yapmalısınız. Bu hafta takımın enerjisi iyice düştü’ dedim&#8230; Yönetim değişince oyuncularda bu konuda beklenti oluşmuştu. Ama hiçbir şey olmadı. Bu toplantı sırasında İbrahim Toraman da yanımdaydı. Sonra takımı motive etmek için çok uğraşmam gerekti. Ben mesela başkan yardımcısının Samsunspor maçından önce takımla bu konuda konuşup sorunların çözüleceğine dair bir beklenti yaratmasının önemli olacağını düşünmüştüm. Buna inanmaları lazımdı. Oyuncularımın durumunu iyi biliyordum tabii. O anda nasıl bir enerjiye ihtiyaçları olduğunu biliyordum. Tabii yeni yönetime enerji ihtiyacından söz ederken, ‘koçun değiştirilmesini’ kastetmemiştim. (Gülüyor)</p>
<p><span id="more-224"></span></p>
<h2>Eleştirirken arka planı bilmiyorlar</h2>
<p>-  Beni bazen ‘Neden onu ya da bunu oynatmıyorsun’ diye eleştirenler oldu. Ama herkes bilemez, bazen sorunlar olabiliyor. Küçük sakatlıklar gibi. Bazıları belki sadece 30 ya da 45 dakikayı kaldırabilecek durumda oluyorlar. Bunu teknik direktör biliyor. Üç günde bir oynadığımızda, oyuncular da hep sınırlarını zorladılar. Bu sezon hep böyle geçti. Eleştirileri bazen anlayabiliyorum. Hak da veriyorum bazen. Ama insanlar gerçekte ne olduğunu bilmiyorlar. Anlıyor musun?</p>
<p>-   Takımı ben kurmadım. Ama oyuncuları çok sevdim. Onlara oğullarım gibi baktım, yaklaştım. Profesyonelliklerini hep takdir ettim. Ocak’ta transfer döneminde Beşiktaş’ı farklı bir sistemle de oynatabilmek için Türkiye’den iki oyuncu daha almak istedim. Yönetime isimleri verdim. Mümkün değil dediler. Yani takıma kendi felsefemi de yansıtamadım. Onlar kimler mi? Biri şimdi büyüklerden birinde&#8230; Diğeri de büyüklerden bir başkasına gidecek.</p>
<h2>Çok fazla sakatlık oldu</h2>
<p>-  Normalde benim çalıştırdığım takımlarda pek sakatlık olmaz. Belki bütün sezon boyunca 1 &#8211; 2 sakatlık olur. Ama burada aynı anda bazen 3 &#8211; 4 ya da 5 sakatlığı bir arada gördüğüm oldu. Bazen bir futbolcunun küçük bir sakatlığı olduğunda maç sıklığından dolayı iki maç oynayamaması anlamına geliyordu bu.</p>
<h2>En kolay teknik direktör değişir</h2>
<p>-  Takımlarda bir şey değiştirmek istediğinde bu hep teknik direktör olur. Böyledir. Ama bu karara saygı duymak zorundayım. Beşiktaş’a saygı duymak zorundayım.</p>
<h2>Teklifler geldi, ama bırakamazdım</h2>
<p>-  Takım çok iyi durumdayken Aralık gibi iyi bir Avrupa takımından ve Suudi Arabistan’dan teklif geldi. Bazı arkadaşlarım bana dedi ki: ‘Tamam Carlos, herşey yolundayken bitir bu işi. Başka takıma geç. Çünkü yakın gelecekte neler olabileceğini biliyorsun’. Ama bu benim tarzım değil. Takımı da, taraftarları da bırakmak istemedim. Hep doğru olanı yapmak isterim. Bu yüzden kaldım. Beşiktaş’ı bırakmak benim için imkansızdı.</p>
<h2>Umarım Beşiktaş hep kazanır</h2>
<p>-  Sonuç benim için mükemmel değil, ama hayat da her zaman mükemmel olmuyor. Beşiktaş için en iyisini diliyorum. Umarım hep kazanırlar, çünkü futbolda kazanmak önemlidir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><em><strong>Bunlar söyleşiden başlıklardı&#8230; Carvalhal’e bugün de İbrahim Toraman’ın hakkında söylediklerini sordum:</strong></em></span></p>
<h2>Bazı futbolcular üzülür, bazıları sevinir</h2>
<p>-  Aslında bu soruya bir cevap vermek istemiyorum. Yine de bütün takımlarda bir teknik direktör gittiğinde bazı oyuncular üzülür, bazıları da sevinir. Sevinenler daha çok oynayacaklarını düşünüyordur. Bu da normaldir.</p>
<h2>Disiplin sağladım</h2>
<p>-  Bu konuda çok konuşmadım ama herkes başlangıçta disiplin problemini çözdüğümü gördü. Bazı disiplin kuralları belirledim. Bu kurallar çiğnendiğinde de hemen devreye girdim ve tecrübeli &#8211; tecrübesiz, büyük ya da yaşça küçük ayrımı yapmadan gerekli yaptırımları uyguladım.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/carlos-carvalhal-kosullar-duzelirken-gittigim-icin-uzgunum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dönülmez akşamın ufkunda Taksim</title>
		<link>http://banuguven.com/donulmez-aksamin-ufkunda-taksim/</link>
		<comments>http://banuguven.com/donulmez-aksamin-ufkunda-taksim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 09:29:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=219</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’un kalbinde, Taksim’de hayat değişmek üzere. Hem de geri dönüşü olmayan bir biçimde. Adı ‘Taksim Yayalaştırma Projesi’ olarak geçen, ama aslında ‘Taksim Köprülü Kavşak Projesi’ adıyla anılması gereken bir tehlike kapıda. Başbakan’ın hayalindeki Türkiye kimliğini yansıtacak, iddialı, işin komiği yeni de olmayan bir proje. Trafiği tamamen tünellerden akıtmak fikrinden yola çıkıp, meydanın etrafını sevimsiz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul’un kalbinde, Taksim’de hayat değişmek üzere. Hem de geri dönüşü olmayan bir biçimde. Adı ‘Taksim Yayalaştırma Projesi’ olarak geçen, ama aslında ‘Taksim Köprülü Kavşak Projesi’ adıyla anılması gereken bir tehlike kapıda. Başbakan’ın hayalindeki Türkiye kimliğini yansıtacak, iddialı, işin komiği yeni de olmayan bir proje. Trafiği tamamen tünellerden akıtmak fikrinden yola çıkıp, meydanın etrafını sevimsiz bir trafikle çeviren, yayaları da o sevimsiz trafiğin kenarından yürüyüp çıkacakları taş kaplı koca meydanda  çırılçıplak bırakacak bir projeden söz ediyoruz. Ya da meydanı çırılçıplak bırakacak bir projeden. Meydanın tek yeşil alanı olan Gezi Parkı’nın yerini de, eski Topçu Kışlası’nın kime ne şekilde hizmet edeceği bilinmeyen bir taklidinin yer alması öngörülüyor. Bu kentin sakinlerinden, mimarlarından ve şehir plancılarından AK Parti’nin web sitesinde yer alan video ne gösteriyorsa, onunla yetinmesi, kendilerine sunulana boyun eğmesi isteniyor. Web sitesine gururla koyulan bu video, Taksim’i yayalaştırmaktan ne kastedildiğini çok güzel anlatıyor. Önce bunu izleyin:</p>
<h2><strong>İşte Taksim Projesi</strong></h2>
<p><a href="http://www.akparti.org.tr/site/video/8291/taksim-meydani-projesi">http://www.akparti.org.tr/site/video/8291/taksim-meydani-projesi</a></p>
<p>Taksim’in çevresinin ve çehresinin bu şekilde ilelebet değişmesine karşı çıkanlar, geçen pazar günü Gezi Parkı’nda toplandılar ve Belediye tarafından kesilmek üzere işaretlenen ağaçlara sahip çıkarak işe başladılar. Harun Tekin, Nejat Yavaşoğulları, Ali Nesin, Murat Belge, Deniz Türkali, Ömer Madra, Gündüz Vassaf, Gençay Gürsoy, Hale Soygazi, Şafak Pavey, Lale Mansur Taksim’de buluşanlar arasındaydı. Ben de gittim ve ‘Taksim Hepimizin’, ‘Bize sorulmadan olmaz’ diyenlerin anlattıklarını dinledim. İşte burada:</p>
<h2><strong>‘Böyle olmaz’ diyenler</strong></h2>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/36826307?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Ömer Madra en kestirmeden adını koyuyor işte. Aslında bu bir demokrasi meselesi.</p>
<p>Bu projenin Taksim’e yaya olarak çıkışı nasıl engelleyeceğine dair biraz daha somut bir fikir oluşturmak için: Meydanı Gümüşsuyu ve Dolmabahçe ile bağlayan İnönü ve Mete Caddeleri, Cihangir ile bağlayan Sıraselviler, Şişli’yle bağlayan Cumhuriyet Caddesi araç trafiğine teslim olacak.</p>
<p><span id="more-219"></span></p>
<p>Yayalar ise Taksim’e ancak bu tünellerin yanında yükselen dar geçitlerden çıkabilecek. Yani, yaya trafiğinin akışı ciddi biçimde sınırlandırılacak. Hayatın gündelik akışını etkilemesinin yanında başka bir sonucu daha var bunun. Özellikle 1 Mayıs gibi toplumsal etkinliklerde ya da yürüyüşlerde meydanın giriş ve çıkışlarının iyice daralmasına yol açacak ve meydan toplumsal iradenin dile getirildiği bir alan olmaktan da çıkacak.</p>
<p>Hükümetin ve Büyükşehir Belediyesi’nin istisnasız bütün üyelerinin kendileri için uygun gördüğü, hayal ettiği Taksim size uymuyorsa, bir an önce harekete geçin derim. Vakit çok geç olmadan&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/donulmez-aksamin-ufkunda-taksim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tazminat demeyin, failleri gösterin!</title>
		<link>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/</link>
		<comments>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 13:09:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[Uludere (Qılaban) &#8211; Roboski (Ortasu) mevkiinde 28 Aralık 2011 akşamı, 34 sivil sınırda ‘yanlışlıkla’ öldürüldüğünde, zaman herkes için farklı akmaya başlamıştı. Yakınları bombalanan köylüler acı ve korku içinde sınıra ulaşmak için zamanla yarıştılar. O korkunç tabloyla karşılaşmaları 5 saati buldu. Haber aslında duyulmuştu. Ama kendisinden alenen ‘hassasiyet’ beklenen medya için de zaman farklı aktı. Acaba Genelkurmay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src='http://player.vimeo.com/video/36222745?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Uludere (Qılaban) &#8211; Roboski (Ortasu) mevkiinde 28 Aralık 2011 akşamı, 34 sivil sınırda ‘yanlışlıkla’ öldürüldüğünde, zaman herkes için farklı akmaya başlamıştı. Yakınları bombalanan köylüler acı ve korku içinde sınıra ulaşmak için zamanla yarıştılar. O korkunç tabloyla karşılaşmaları 5 saati buldu. Haber aslında duyulmuştu. Ama kendisinden alenen ‘hassasiyet’ beklenen medya için de zaman farklı aktı. Acaba Genelkurmay Başkanlığı nasıl bir açıklama yapacaktı? Ertesi gün olay bazı mecralarda ‘yanlışlığa hak veren’ bir yaklaşımla değerlendirilirken, sosyal medyada ve bazı web sitelerinde dolaşan görüntüler durumu ortaya koyuyordu. Yanyana dizilmiş, üstleri battaniyeyle örtülmüş, bazıları eksik bedenler&#8230; Yakınlarını acı içinde teşhiş etmeye çalışan köylüler&#8230;</p>
<p><span id="more-212"></span></p>
<p>Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı ve Ortasu köylerinde yaşayanlar için geçinmenin tek yolu, on yıllardır süregeldiği gibi, sınır ticareti yapmak. Saldırıda hayatını kaybeden 19 yaşındaki Adem Ant’ın geride bıraktığı nişanlısı Garibe Ürek koca bir hayat tecrübesiyle konuşuyor: ‘Bizim yaşadığımız yerlere kimse gelip en ufak bir yatırım yapmıyor. Dedelerimiz de sınır ticareti yapıyordu, gençlerimiz de hayatı böyle kazanıyor. Askerler de bunu biliyor zaten. Oraya gelen askerler birinci haftasında sınır ticareti yapanların her şeyini bilir. Askerler sınır ötesinde bir operasyon yapacaklarında arayıp, ‘Gitmeyin’ derlerdi. Şimdi ne oldu pekiyi? Biz burada kasıt görüyoruz. Olayın üzerinden 1 ay 7 gün geçti. Hala sorumlular bulunamadı. Failler ortaya çıkarılmalı’ diyor.</p>
<p><strong>Aileler ‘Bu benim çocuğumun parçası’ diye tartışıyordu</strong></p>
<p>Bombardımanda 26 yaşındaki kardeşi Nadir Alma’yı kaybeden Hikmet Alma da bize bir kroki çizerek anlatıyor: ‘Normalde sınırdan iki yol kullanılarak girilir. Kar nedeniyle bir yol kullanılıyordu. Orada mayın falan da yok. Sınıra 1 kilometre uzakta bir noktada bekler asker. Sonra çekilir, biz de giriş yaparız. Bu sefer çok uzun süre tuttular yolu. Gruplar birikti. Bir noktaya toplandılar mecburen. Kalabalıklaştılar. Sonra da bombalar yağdı. Oraya vardığımızda ortalık çok kötü kokuyordu. Et kokusu ve bir madde daha belki. Biz de fenalaştık. Kardeşimin üzerinde bir buçuk metre yüksekliğinde toprak ve kayalar vardı. Zor bulduk onu. Aileler ise ‘Bu benim çocuğumun kolu, bu benimkinin bacağı’ diye birbirleriyle tartışıyorlardı.’ Yutkunuyor. Araya bir sessizlik giriyor. Sonra derin bir nefes ve anlatmaya devam&#8230; Hikmet Alma, bu olayın sorumluları bulunana kadar ‘tazminat’ lafını duymak istemediklerini söylüyor. ‘Hükümet ‘tazminat’ dedikçe yaralarımız derinleşiyor, daha da açılıyor’.</p>
<p><strong>Failler bulunmadan tazminat asla!</strong></p>
<p>Bombardımanda 28 akrabasını kaybeden Ferhat Encü de, ‘F-16‘lar üst düzey birilerinin bilgisi dışında öyle havalanıp bombardıman yapamaz. Genelkurmay da, oradaki alay komutanlığı da olanları biliyor. Aileler failler ortaya çıkarılmadan tazminat kabul etmemekte kararlı. Bu özürlük bir mesele değil. Failler ortaya çıkarılmadan lütfen kimse ziyarete de gelmesin. Emine Hanım’ın gelmesi de bir şey değiştirmez. Lütfen televizyonlara çıkıp, ‘Bu bir kazaydı’ deyip kendinizi gülünç duruma da düşürmeyin. Faillleri ortaya çıkarın, o zaman geldiğinizde kendimizi yollarınıza sereriz. Ama failler bulunmadan lütfen gelmeyin’ diyor ve ekliyor: ‘Bulmadığınız sürece bu katliamın failleri siz olursunuz’. Encü’nün ana akım medyadan bir ricası da var: ‘Lütfen masa başında haber yapmayın. Birilerinin güdümünde yazmayın. Orada hayatını kaybedenlerin ailelerinin hissettiklerini, yaşadıklarını anlamaya çalışarak yazın’. Encü, bazı kanalları televizyonlarından sildiklerini söylüyor.</p>
<p><strong>18 yaşındaki Garibe: Artık gençler ölmesin</strong></p>
<p>Garibe Ürek, 18 yaşında, nişanlısını, kuzenlerini, iyimserliğini kaybetmiş, ama ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sorulduğunda, sadece kendi mağduriyetleri üzerinden konuşmuyor, katliama zemin hazırlayan koşullara dikkat çekiyor: ‘Artık kan dökülmemeli, gençler ölmemeli. Barış istiyoruz’ diyor. Bu ölümlerin nedeni de bitmeyen bu savaş değil mi?</p>
<p>Aklıma, 34 sivilin durumunu sosyal medyada hemen savaşa kurban giden askerlerin durumuyla kıyaslayan ve binbir hakaretle ‘Ne olmuş yani, ne konuşuyorsunuz!’ diye çıkışan ürpertici tweetler / mesajlar geliyor. Genç Garibe’nin söyledikleri, böyle düşünenlere de birşeyler anlatır umarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/tazminat-demeyin-failleri-gosterin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ahmet Yıldız’ın dünyası</title>
		<link>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Yıldız bundan üç buçuk yıl önce, 15 Temmuz 2008’de cinayete kurban gitmişti. Bu cinayetten bir yıl önce savcılığa ‘Eşcinsel olduğum için, ailem beni öldürebilir’ diye başvurmuştu. Ama bir önlem alınmadı. Ahmet’i öldürmekten yargılanan babası Yahya Yıldız firari. Hakkında kırmızı bülten var, kendisi ortada yok. Davanın 9. duruşması geride kalırken, bizi Ahmet ile buluşturan Zenne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ahmet Yıldız bundan üç buçuk yıl önce, 15 Temmuz 2008’de cinayete kurban gitmişti. Bu cinayetten bir yıl önce savcılığa ‘Eşcinsel olduğum için, ailem beni öldürebilir’ diye başvurmuştu. Ama bir önlem alınmadı. Ahmet’i öldürmekten yargılanan babası Yahya Yıldız firari. Hakkında kırmızı bülten var, kendisi ortada yok. Davanın 9. duruşması geride kalırken, bizi Ahmet ile buluşturan Zenne filmi de hala gösterimde. Film ekibinin anlattığı Ahmet’in Dünyası’nı bugün sizlerle paylaşmayı çok anlamlı buluyorum. Orada Ahmet’i de görecek ve duyacaksınız. Bir de yazı ekliyorum.</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34611183?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<h2>Ahmet, hakikat, bir cinayet ve Zenne üzerine&#8230;</h2>
<p>Ondört ya da onbeş yaşındaydım. Bir pazar günü, gazetenin ekinin arka kapağında mutlu bir aile tablosu gördüm. Fotoğrafta orta yaşlarda bir anneyle baba oğullarını hayat arkadaşıyla beraber yemekte ağırlıyordu. Hepsinin yüzü gülüyordu. Masadaki dördüncü kişi de bir erkekti. Resimaltında anne &#8211; babanın oğullarını anlayana kadar geçirdiği bocalamanın kısa bir özeti vardı. Önemli kısım en sonundaydı: ‘Ama sonra kabul ettik. Oğlumuz ve sevgilisiyle her pazar yemek yiyoruz. Onun mutluluğunu görmek bizi de mutlu ediyor. Ayrıca sürekli bir ilişkisi olduğu için de mutluyuz.’ O fotoğrafa uzun uzun bakıp, ‘İşte bu!’ dediğimi hatırlıyorum. ‘Aile dediğin böyle olmalı!’</p>
<p><span id="more-209"></span></p>
<h2>Aile dostumuz çift</h2>
<p>O günlerde iki aile dostumuza biraz daha farklı bakmaya başladım. Her zaman bir aradaydılar. Aynı evde oturuyorlardı. Birbirleriyle tatlı tatlı tartışırlardı bazen. Bir gün bizimkilere sordum. Aileden biri ‘Onlar beraber ama pasifler!’ dedi. Birbirini böyle seven iki insanın birbirine dokunmayacağı hiç aklıma yatmamıştı doğrusu. Romantik bir hikayeleri vardı. Yıllar önce dağda kayak yaparken tanışmiılardı. Biri kayarken düşmüş, öteki yardıma koşmuş. İki yakışıklı adam. Aşık bir çift. Oluyordu işte. Hayatta bu da vardı. Ölümlerine kadar en yakın dostlarımız oldular.</p>
<h2>Mehmet ile Caner</h2>
<p>NTV’de yeni çalışmaya başladığım dönemdi. Yıl 1997. Haber merkezine son derece zarif, kibar, güzel bir genç adam geldi. Mehmet Binay ile o zaman tanıştık, çok iyi anlaştık ve sonra beraber uzun mesailere giriştik. Mesai uzadığında Mehmet’e gelen ‘Daha uzun sürecek mi?’ telefonları, acele acele yapılan konuşmalar hoşuma gitmişti. Sonra bir gün bir öğle yemeğinde Mehmet bana Caner’den söz etti. Hayat arkadaşı Caner Alper’di.</p>
<p>Biz çok iyi dost olduk. Mehmet’in de Caner’in de ortak bir hayat kurma mücadelelerine tanık oldum ve onlarla hep gurur duydum. Beraberlikleri ve birbirlerine olan sevgileri beni hep duygulandırdı. Ailelerinin onları kucaklaması bana hep gazetede gördüğüm, içimde iyi hisler yaratan o mutlu aileyi hatırlattı. Birbirlerine olan bağlılıkları da aile dostumuz o çifti.</p>
<h2>Ahmet</h2>
<p>Bir gün onlarda yemekteyken kapı çaldı ve içeriye tatlı bir genç adam girdi. Bizimkilerin hayat mücadelesine destek verdiği bu genç adam Ahmet’ti. Güçlü, sağlam bir fiziği vardı, ama o bedenin içinden bize doğru sanki bir kuzu bakıyordu. Çekingen, kibar bir genç adam. Ahmet’i böyle tanıdım. Sonra bir gün Caner beni aradı, Ahmet’in katledildiği haberini verdi. Hayatta bırakmamak üzerine kurgulanmış, feci bir saldırıydı. Ahmet’in cenazesi bir müddet morgda kaldı. Bunu yayında duyurduktan hemen sonra Ahmet’in kızkardeşi arayıp, ‘Ahmet, sahipsiz değil’ dedi. Kardeşleri Ahmet ile ilgilendi. Cinayet konusunda bütün işaretler babayı gösteriyordu. Ahmet daha önce de savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu. Hiçbir önlem alınmadı. Sonra ölüm geldi, onu kıskıvrak yakaladı. Ahmet’in babası ortalıkta yok.  Bir ara Irak’ın kuzeyinde bir yerlerde olduğu söyleniyordu. İstediği yere kaçsın, üzerindeki kan temizlenemez ki. Aynı Macbeth’in elindeki kan gibi. Hele evladının kanı. En ağırı. Aynı Mehmet Binay ile Caner Alper’in yönettiği Zenne filminin anlattığı gibi.</p>
<h2>Zenne</h2>
<p>Caner ile Mehmet, bir zenneyi konu alan bir film yapma yolunda ilerliyorlardı, derken Ahmet katledildi. Hikayeler birbiriyle buluştu. Diyarbakırlı genç oyuncu Erkan Avcı Ahmet oldu. Öyle Ahmet oldu ki, bazı sahnelerden sonra kendine gelmesi için zaman gerekti. Bir ölümün içine girmek kolay değildi. Hele böyle bir cinayetin kurbanı olmak&#8230;</p>
<p>Kerem Can oyunculuk için yaratılan bedeni ve zihniyle Zenne Can’a dönüştü. Filmin en cüretkar ama en yalnız karakteri oldu. ‘Kaybettiğin yakınını özlediğinde, geri getirmek istediğinde ne yaparsın’ sorusuna filmde verdiği cevapla beni yere yapıştırdı.</p>
<p>Almanya’da bir dizide uzun yıllar Türk bir karakteri canlandıran Giovanni Arvaneh, Alman fotoğrafçı Daniel olarak karşımıza çıktı. Dürüstlüğün bazen en acımasız şekilde cezalandırılabildiğini bilemezdi. İyi insanlar, vicdanı hiç susmayanlar, başkalarının kötülüğünün sınırsızlığını, vicdanlarının körlüğünü bir türlü anlayamazlar. İyimserlikten kurtulamazlar. Sonra bütün masumiyetleriyle o acımasızlığa avlanırlar. Ahmet gibi, Daniel gibi ya da Hrant gibi&#8230;</p>
<p>Mesela bu videoda Ahmet’in kendi ağzından duyacağınız gibi. Caner’e anlatıığı bir hikayenin ortasında ‘Bana birşey olsaydı, annem babam onu öldürürdü’ diyor. Anne babasının kendisini koruyacağına inanmak istiyor.</p>
<h2>Askerde pornografik arşiv?</h2>
<p>Zenne bize Ahmet’in hikayesini anlatıyor, ama sadece Türkiye’nin ilk eşcinsel namus cinayeti olarak kayıtlara geçen bu katlin hikayesiyle yetinmiyor. Böyle bir acımasızlığa zemin oluşturan anlayış neredeyse, onu da ortaya koyuyor. Mesela bundan birkaç yıl öncesine kadar askere gitmek istemeyen eşcinsellere yapılanları&#8230; ‘Eşcinsel misin? O halde ilişki halindeyken fotoğrafını görelim’ diyen ordu, tatmin olmazsa ‘muayene’ de yapıyordu. Filmin de söylediği gibi, kısa süre öncesine kadar TSK dünyanın en geniş pornografik arşivine sahip ordusuydu muhtemelen. Şimdi o fotoğraflar, o dosyalar nerede? Bu da ayrı bir soru.</p>
<p>Fotoğrafla ıspat ve muayene uygulaması birkaç yıl önce kaldırıldı. Ama memlekette askere gitmemek için eşcinsellerin psikolojik testlerde takılması gerekiyor. Yani elinize sayfalarca soruyu alıyorsunuz, sonra nasıl ‘Psikolojik olarak elverişli değildir’ raporu alırım diye uğraşıp duruyorsunuz. Bienale gidenler, küçükken tanıdığım ve çok sevdiğim birinin, Kutluğ Ataman’ın ‘Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Raporu’nu hatırlarlar belki. Tanı diye bir bölüm var. Sanki bir hastalıkmış gibi, o hanede ‘Homoseksüalite’ yazıyor.</p>
<p>Yani TSK’nın homofobi hastalığı devam ediyor. Erkekliğin tescili kabul edilen askerliğin bu memlekette erkekleri nasıl yiyebildiğini de görüyoruz bu filmde. Kendini muktedir zannedenlerin bir kere savaşa bulaşınca oradan ne zor döndüğünü ya da hiç dönemediğini görüyoruz. Tolga Tekin’in harika oyunu bizi oraya götürüyor.</p>
<p>Tilbe Saran kendini hakikatin güvenli kollarına bırakan, sevgisiyle çocuklarını ayakta tutan, Rüçhan Çalışkur ise hakikati öldürmeye çalışan, sevgisi evladının celladı olan bir anneyi başarıyla canlandırıyor. Ünal Silver omuzları düşmüş, erkek olmanın dayanılmaz ağırlığı altında ezilip gitmiş bir baba.</p>
<h2>Rezillik derken&#8230;</h2>
<p>Hayat içinde eşcinselliği barındırıyor, ama hayata dışarıdan tahakküm etmeye çalışanlar eşcinselliğe yaşam hakkı tanımıyorlar. Bir önceki kabinenin ultra bağnaz Kadın ve Aileden Sorumlu Bakanı’nın performansını, bu kabinede yer alan İçişleri Bakanı ileriye taşıdı ve eşcinsellikten ‘rezillik’ diye söz etti. Özür falan da dilemedi sonra.</p>
<p>Bu tür cinayetlere giden yolun taşları böyle döşeniyor işte.</p>
<p>Erk sahipleri eşcinselleri aforoz etmeye devam ederken, Ahmet Yıldız cinayetinin 9. duruşması geride kalıyor. Sinemada Zenne var. Sadece onun hayatı değil orada göreceğiniz, ama Ahmet’i orada hissedebilirsiniz, evet. Ona dokunabilir, onun size dokunmasına izin verebilirsiniz. Başkalarının hakikatinin kendi sonları olduğunu zannedenlerin nasıl felaketlere neden olduğunu, yalnızca cinsellik &#8211; namus meselesi sınırlarında değil, daha geniş bir çerçevede düşünebilirsiniz. Bu toplumda her alanda erkin varoluşunu dayandırdığı senaryoyu yerle bir etmenin olası bedelleriyle yüzleşip, ‘Ne yapmalı?’ sorusu üzerine düşünmeye başlayabilirsiniz.</p>
<p>Zenne ‘Dürüstlük öldürmemeli’ diyor ve sizin için orada, bekliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/ahmet-yildiz%e2%80%99in-dunyasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir insanlık meselesi! Yarın 13.00&#8242;te Taksim&#8217;de!</title>
		<link>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/</link>
		<comments>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 16:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=198</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink, bu topluma vicdanını hatırlattı. Belki de faşistleri en çok bu yüzden korkuttu. İnsanlığı onları çileden çıkardı. Hep beraber onun katline giden yolun taşlarını döşediler. Onu, her türlü haksızlığa ve tehdide rağmen kaybetmediği iyimserliğiyle birlikte yerle bir etmek istediler. Bu toplumda geçmişi ve bugünü dürüstçe konuşarak geleceği kurmak isteyenleri de yere yığmaktı amaçları. Dava [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><iframe src='http://player.vimeo.com/video/34891323?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe></p>
</div>
<div>Hrant Dink, bu topluma vicdanını hatırlattı. Belki de faşistleri en çok bu yüzden korkuttu. İnsanlığı onları çileden çıkardı. Hep beraber onun katline giden yolun taşlarını döşediler. Onu, her türlü haksızlığa ve tehdide rağmen kaybetmediği iyimserliğiyle birlikte yerle bir etmek istediler. Bu toplumda geçmişi ve bugünü dürüstçe konuşarak geleceği kurmak isteyenleri de yere yığmaktı amaçları. Dava neredeyse 5 yıl sürdü, tutukluluk sürelerinin dolmasına günler kala bu cinayette pay sahibi olan herkese ödülleri dağıtıldı. Mahkeme, müdahil avukatları da, savcıyı da dinlemedi. Polisin ve jandarmanın nasıl örgütlendiğini en ince ayrıntısına kadar bildiği ama, &#8216;Bırakınız yapsınlar&#8217; diye beklediği cinayette &#8216;Örgüt yok&#8217; dedi.</div>
<div><span id="more-198"></span></div>
<div>Hrant öldürüldüğünde Emniyet İstihbarat Daire Başkanı olan Ramazan Akyürek, Trabzon Emniyet Müdürü iken McDonalds&#8217;ı bombalatan Erhan Tuncel&#8217;i muhbir yapmak üzere yargıdan kaçırmıştı. Erhan Tuncel sanığı olduğu, ama asla hakim karşısına çıkmadığı, hakkında karar bile verilmeyen 2004&#8242;teki bu olayla ilgili, Hrant&#8217;ın cinayet davasında cezaya çarptırıldı! Ama bir muhbir olarak etrafındakileri idare ettiği cinayetten ceza yemedi. Bu cinayeti önden bilen suç ortağı polisler ve jandarma da basit bir ihmal söz konusuymuş gibi korundu.</div>
<div>Umutlar yerle bir olmuş olabilir, ama arkadaşımız Ümit Kıvanç&#8217;ın da dediği gibi &#8216;inadımız var&#8217;. Temyiz sürecinde ne olur? Hrant&#8217;ın eski TCK 159&#8242;dan aldığı, skandal bir dille yazılmış bir gerekçesi olan cezayı, bilirkişinin &#8216;suç yoktur&#8217; demesine rağmen onayan Yargıtay&#8217;dan söz ediyoruz. Umudumuz ne kadar olabilir?  Belki Cumhurbaşkanı&#8217;na bağlı Devlet Denetleme Kurulu Raporu &#8216;Böyle adalet olmaz&#8217; diyecektir. Belki tek umut kırıntısı.</div>
<div>
<h2><strong>O kalabalık nerede?</strong></h2>
<div>Hrant&#8217;ı uğurlarken toplanan kalabalık çok şey anlatıyordu. Sonra yıllar süren dava boyunca azaldı. Neden diye düşünüp durdum. Şimdi soruyorum: O kalabalık nerede? Yarın yine ortaya çıkar mı? O zaman bu cinayete böylesine güçlü ve içten isyan edenler, neden Hrant bir kez daha vurulmuşken kalabalıklaşmasın? Hrant&#8217;ın ve umudun o kaldırımdan kalkması için, geleceğimizi karanlık güçlerin elinden kurtarmak için, yarın, 19 Ocak Perşembe günü Taksim&#8217;de buluşalım, kalabalıklaşalım.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/bir-insanlik-meselesi-yarin-13-00te-taksimde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kartal UEFA’ya uçarken&#8230;</title>
		<link>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/</link>
		<comments>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 17:59:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş Futbol Takımı’nın Teknik Sorumlusu Carlos Carvalhal ile ligin ikinci yarısı öncesinde yaptığımız ve Beşiktaş Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan söyleşiden iki bölüm daha. Burada yayınlanan ilk bölümde Carvalhal, ligde önemli olanın Play &#8211; Off’a kalmak olduğunu söylemiş, ama üst üste gelen sakatlıklardan şikayetçi olmuştu. Ankaragücü karşısında gol bulamayan ve 1 puanla eve dönen takım, ikinci [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beşiktaş Futbol Takımı’nın Teknik Sorumlusu Carlos Carvalhal ile ligin ikinci yarısı öncesinde yaptığımız ve Beşiktaş Dergisi’nin Ocak sayısında yayınlanan söyleşiden iki bölüm daha. Burada yayınlanan ilk bölümde Carvalhal, ligde önemli olanın Play &#8211; Off’a kalmak olduğunu söylemiş, ama üst üste gelen sakatlıklardan şikayetçi olmuştu. Ankaragücü karşısında gol bulamayan ve 1 puanla eve dönen takım, ikinci yarıya da yeni sakatlıklar ve eskilerinin iziyle başladı denebilir. UEFA’daki rakibi Braga ile karşılaşacağı 14 Şubat’a kadar Beşiktaş’ın deneyimli oyuncularının da eski performanslarına kavuşmaları önemli. Çünkü Braga ‘atak, hırslı, kuvvetli bir takım’. Topa daha küçücükken ilk Braga’da vuran, sonra orada kaptan bandını koluna takan, daha sonra da bir dönem teknik direktörlük yapan Carvalhal, eski takımını böyle tanımlıyor, ama ekliyor: ‘Ben artık Beşiktaşlıyım!’</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34779511?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>&nbsp;</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34772697?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Carvalhal ile yakın gelecekteki Braga maçından, yakın geçmişteki Stoke City maçına kadar uzanan sohbetimiz ilgi çekecek detaylarla dolu. Mesela Braga’da kaç Portekizli oynuyor? Pekiyi Beşiktaş’ta? Hangi takım daha Portekizli? Beşiktaş’ın Portekiz’de taraftarı var mı? Stoke City deplasmanında iyi oynayan hangi taraftı?<br />
<span id="more-193"></span><br />
İlk yarıda uzun düre kadro dışı kalan iki isimden Guti takımdan gönderilmiş, Fernandes ise kadroya daha güçlü dönmüştü. Beşiktaş’ın hocasına kadroda olma koşullarını, disiplin anlayışını ve ilk 11 için oyuncuları nasıl motive ettiğini de sorduk. Tüm kadroyu ‘oyunda tutmak’ için azami gayret gösteren Carvalhal, daha önce kadro dışı bıraktığı futbolcular sorulduğunda ise, ‘Disiplin kurallarının yaşı, milliyeti, dili falan yoktur. Cezası da açıktır’ diyor.</p>
<p>Burada olmayan, Carlos Carvalhal’in İstanbul’da tebdil-i kıyafet nasıl dolaştığı, hangi toplu taşıma araçlarını tercih ettiği, bu sırada gıyabında konuşulanlara nasıl kulak verdiği, futbolculuk kariyerine 6 yaşında nasıl başladığı, içinde ukte kalan felsefe öğrenimi sevdası ve daha fazlası da Beşiktaş Dergisi Ocak sayısında.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/kartal-uefa%e2%80%99ya-ucarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zihinlerdeki karakollara karşı, İsmail Beşikçi Vakfı!</title>
		<link>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 12:24:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[İsmail Beşikçi, memleket için çok şey ifade eden bir isim. Kayıtsız şartsız akademik özgürlüğün ne olduğunu ve bu konuda ısrar etmeniz halinde başınıza neler gelebileceğini en iyi onun hayatı anlatır. Çorum’da doğan bir ‘Türk’ olan İsmail Beşikçi, sosyoloji okurken Kürtler’le karşılaştı. Alikan Aşireti üzerine sosyolojik incelemesini bu dönemde yaptı. Bilimadamının gördüğü hakikatti, gördüğü hakikatten dönmeyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03556.jpg"><img title="DSC03556" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03556.jpg" alt="" width="420" height="280" /></a><br />
İsmail Beşikçi, memleket için çok şey ifade eden bir isim. Kayıtsız şartsız akademik özgürlüğün ne olduğunu ve bu konuda ısrar etmeniz halinde başınıza neler gelebileceğini en iyi onun hayatı anlatır. Çorum’da doğan bir ‘Türk’ olan İsmail Beşikçi, sosyoloji okurken Kürtler’le karşılaştı. Alikan Aşireti üzerine sosyolojik incelemesini bu dönemde yaptı. Bilimadamının gördüğü hakikatti, gördüğü hakikatten dönmeyi de hayatı boyunca bütün baskılara rağmen kabul etmedi. Sonuç: Üniversiteden kovuldu, hayatının 17 yıl 2 ayını cezaevlerinde geçirdi, bütün kitapları, bazıları henüz basılmadan, toplatıldı, çalışmaları bir nesilden kaçırıldı. İleri demokrasinin ülkemize geldiği günlerde de bir konuşmasında kullandığı ‘Kandil’ sözü bir dergide ‘Q’ ile basıldı diye yine mahkum oldu. İsmail Beşikçi’ye verilen 1 yıl 3 aylık bu ceza Yargıtay’da. Sonbaharda yaptığımız söyleşide Beşikçi’ye ‘Ceza onanırsa ne olacak?’ diye sormuştum, o da bütün çektiklerine rağmen gülümseyerek ‘O zaman tekrar cezaevine girebilirim’ demişti. O konuşmamızda İsmail Beşikçi Vakfı ve Kütüphanesi’nin kurulma çalışmalarının sonuçlanmak üzere olduğunu da söylemişti.<br />
<span id="more-179"></span></p>
<p><a href="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03570-12-10-19-1.jpg"><img title="DSC03570 12-10-19-1" src="http://banuguven.com/wp-content/uploads/2012/01/DSC03570-12-10-19-1.jpg" alt="" width="420" height="280" /></a></p>
<p>Haber Beşikçi Hoca’nın doğumgünü olan 7 Ocak’tan iki gün önce geldi. Vakıf resmen kurulmuştu!<br />
Hakikatten korkulduğu için bilimsellikten de uzak tutulan nesiller için bir vaha olacak burası. Hoca’nın 60 yıldır biriktirdiği kitaplar, dergiler, gazeteler, mektuplar, fotoğraflar, dava belgeleri ve kendi notlarını da içeren arşivi yakında İsmail Beşikçi Araştırma Kütüphanesi’nde çğrencilere, akademisyenlere, herkese açılacak.</p>
<p>Beşikçi’nin yıllar önce yasaklanmış ya da toplatılmış kitaplarına da orada ulaşabileceğiz. Bugün iktidarın muhalefete yüklenme aracı olarak gördüğü Dersim konusunu ve CHP politikalarını, Beşikçi’nin zamanında aynı anda birden fazla davaya konu olan Bilim Yöntemi dizisinden <em>Kürtlerin Mecburi İskanı, Tunceli Kanunu, Muğlalı Olayı</em> gibi kitaplarından okumak mümkün olacak. Daha düne kadar bu konulara dokunmayanların, ‘zamanı gelince’ ellerinde bilindik belgelerle ‘gerekiyorsa özür dilemelerini’ acı bir tebessümle izlemiştir herhalde Beşikçi.</p>
<p>Hoca geçen yılki bir yazışmamızda ‘Kitaplarınız neden yeniden basılmıyor’ diye sorduğumda şöyle cevap vermişti:</p>
<p><em>‘Kitaplar, yazılar, 1970’lerde, 1980’lerde,  eski ceza yasasının 141-142. maddelerine göre yargılanıyordu. 1990’larda Terörle Mücadele Yasası’nın 8. maddesine göre yargılanmaya ve toplanmaya başlandı. Bu madde, AB uyum yasaları çerçevesinde, 2003’te yürürlükten kaldırıldı. Bunun üzerine avukatımız, DGM’lere başvurarak,  kitaplar üzerindeki yasakların, toplatma kararlarının kaldırılmasını istedi.</em></p>
<p><em>Ankara DGM, olumsuz bir karar verdi. Mahkeme, “8. madde yürürlükten kaldırılmış olabilir. Ama bu kitapların içeriğinde, ceza mevzuatımızın başka yasalarına, başka maddelerine göre de suç vardır”  dedi. Bu şüphesiz hukuksal değil, keyfi bir karardır. En azından bir an için kitapların üzerindeki toplatma yasakları kaldırılmalıydı. Yayınevi, bu kitapları tekrar yayımlarsa, dağıtırsa, işte o zaman  sözü edilen başka yasalara, başka maddelere göre yeni bir işlem yapılırdı. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bu konudaki tutumu daha olumluydu. Kitaplar, daha çok Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanıyordu.</em></p>
<p><em>Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararı kesindi. Bu karar üzerine, Yurt Kitap-Yayın sahibi Ünsal Öztürk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. Bunun çok ilgi çekici bir safahatı var. Sonuçta, Türkiye mahkum oldu.</em></p>
<p><em>Avukatımızın, çeşitli zamanlarda yaptığı başvuru üzerine, mahkemeler de çeşitli kararlar verdi. Bu karalar arasında birbirleriyle çelişkili olanlar da var. Hatta aynı mahkemenin çelişik kararları da var. Kitapların hangileri serbest, hangileri yasak, saptamak çok zor. Ama, AİHM kararından sonra artık hepsinin de serbest kaldığı söylenebilir. Veya böyle ummak daha makuldür.’</em></p>
<p>Aslında bu hikaye memlekette reform falan denilerek aynı cezacı zihniyetin başka sözlere devşirildiğini çok iyi anlatıyor. Hoca’nın hakkında verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası kararıyla ilgili yorumu da öyle:</p>
<p><em>‘&#8230; 4 Mart 2011 tarihinde İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi de hakkımda TMY’nin 7/2 maddesine göre bir karar verdi. Bu, fiili olarak, TMY’nin 8. maddenin hala yürürlükte olduğu anlamına gelmektedir.’</em></p>
<p>Bugün birçok mahkumiyet de bu zihniyetten kaynaklanıyor zaten. İşte hal böyleyken Beşikçi Vakfı ve Kütüphanesi’nin açılması önem taşıyor. İyimserlik veriyor. Vakıf, <em>‘Beşikci adına layık daha büyük projeler gerçekleştirmek için duyarlı herkesi İsmail Beşikci Vakfı Gönüllüsü olmaya ve destek vermeye’</em> çağırıyor. Sanırım hayatını hakikati söylemeye adamış ve bu yüzden sistemden kovulmuş bir bilim insanı için en güzel doğumgünü hediyesi, vakıfla yeniden hayat bulmayı deneyen ifade özgürlüğüne beraberce sahip çıkmak olacaktır.</p>
<p>Geleceğini bildiğim ‘Nasıl ulaşabiliriz?’ sorusunun cevabı ise aşağıda:</p>
<p>E-posta adresi: ismailbesikcilibrary@gmail.com</p>
<p>Adres:<br />
İsmail Beşikci Vakfı<br />
Kuloğlu Mah. Ayhan Işık Sok. No: 21/1<br />
Beyoğlu/İstanbul</p>
<p>Telefon: 0212 245 81 43</p>
<p>Nice özgür yıllara İsmail Beşikçi!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/zihinlerdeki-karakollara-karsi-ismail-besikci-vakfi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carvalhal’den en ayrıntılı ilk yarı değerlendirmesi, taraftara ikinci yarı mesajı</title>
		<link>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/</link>
		<comments>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:26:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=172</guid>
		<description><![CDATA[Ligin ilk yarısında müthiş bir maratondan başarıyla çıktı Beşiktaş. Sezon başından itibaren birçok talihsizlik yaşadı. Sakatlıklara ligin geç başlaması da eklendiğinde çok kısa aralıklarla peşpeşe oynanan maçlar vardı. Bu tempoya rağmen UEFA’daki dişli rakiplerini alt edip gruptan lider çıktı. Ligi de üçüncü bitirdi. Carlos Carvalhal takımın ilk yarıyı nasıl geçirdiğine ilişkin (fikstür üzerinden de giderek) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ligin ilk yarısında müthiş bir maratondan başarıyla çıktı Beşiktaş. Sezon başından itibaren birçok talihsizlik yaşadı. Sakatlıklara ligin geç başlaması da eklendiğinde çok kısa aralıklarla peşpeşe oynanan maçlar vardı. Bu tempoya rağmen UEFA’daki dişli rakiplerini alt edip gruptan lider çıktı. Ligi de üçüncü bitirdi. Carlos Carvalhal takımın ilk yarıyı nasıl geçirdiğine ilişkin (fikstür üzerinden de giderek) ilk kez bu kadar bütünlüklü bir resim çizdi, ligin ikinci yarısına, UEFA’ya ve Türkiye Kupası’na ilişkin hedeflerini anlattı. Carvalhal adım adım sonuca gitmek konusunda kararlı. İkinci yarının başında (Eskişehirspor rövanşından önce) Beşiktaş’ın alçakgönüllü, başarılı ve sebatkar hocası Carvalhal’e kulak vermek isterseniz buyrun.</p>
<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34471823?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<p>Bu arada ikinci yarıya ilişkin bir not: Braga ile Portekiz’deki maçımız 14 Şubat salı günü. Ligin 12 Şubat’ta başlayan 26. haftasına denk geliyor. Federasyon 25. haftadaki Fenerbahçe ve 26. haftadaki Sivasspor maçlarını artık makul tarihlerde oynatır da, UEFA’daki temsilcimizin işini bu kez biraz kolaylaştırır diye düşünüyorum.</p>
<p><img title="Daha fazla..." src="http://banuguven.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-172"></span></p>
<p><strong>Bu arada&#8230; Ben Beşiktaşlı mıyım? Evet.</strong></p>
<p>Büyükdedem Ziyaeddin Karamürsel kulübün kurucularındandır. Dedem Abdülkadir Ziya Karamürsel ise şampiyonluk yaşanan 3 dönemde toplam 5 yıl kulübe başkanlık etmiştir. Mezartaşında ‘Beşiktaş’ın Babası’ yazar.</p>
<p>Dedem hakkında, ölüm yıldönümünde sonbarikatbesiktas.blogspot.com adresinde Mehmet Yücegönül tarafından yapılan bir derleme buldum  Onu çok güzel anlattığı için sizlerle de paylaşmak istedim.</p>
<p><strong><em>&#8220;Ağabeyimiz, babamız; şeytan tüyüne sahip bir adamdı&#8221;</em></strong></p>
<p><em>Karamürsel, üç kez, 1932-35, 1938-39 ve 1941’de Kulüp Başkanlığı yapıyordu.</em></p>
<p><em>Beşiktaş’ın &#8220;Baba&#8221; lakaplı başkanlarından olan Karamürsel, kırklı yıllarda 8 yılda 7 kez İstanbul şampiyonu olan takımın temellerini atan yöneticilerin önde gelenlerindendi. Beşiktaş camiası tarafından çok sevilen Abdülkadir Ziya Karamürsel, Beşiktaş’ın 1960 şampiyonluk albümünde şöyle anlatıyordu;</em></p>
<p><strong><em>&#8220;Türk cemiyet hayatının, hele kulüp cemiyetçiliğinin nasıl fırtınalı geçtiğini hep bilirsiniz… Beşiktaş muhitinin cevval, zeki ve hareketli bünyesinde kongrelerimiz öylesine elektrikli geçer, dertlerimiz öylesine açığa vurulur, tenkit edilirdi. Bu ahvalde kurtarıcı, bir tatlı adam vardı: Abdülkadir Bey…</em></strong></p>
<p><strong><em>Abdülkadir Karamürsel avukattı. Fakat o, mesleki kudretinden çok evvel, havayı ısındıran, dumanları dağıtan, ortalığa neşe ve ümit katan bir kudretle duruma derhal hakim olur, kırgınları barıştırır, meseleleri halleder, davaları kazanır bir şeytan tüyüne sahip adamdı.</em></strong></p>
<p><strong><em>Beşiktaş’ın ilk babası odur. Beşiktaş’ın her şeyi demek olan Şeref Bey, ona müthiş saygı ve sevgi beslerdi.</em></strong></p>
<p><strong><em>Top oynamamıştı. Vücudu ağırdı. Ama futboldan çok iyi anlardı. Maçları kaçırmazdı. Senelerce reislik etti. Ağabeyimizdi, babamızdı. Evindeki saz ve söz alemlerinde Beşiktaş’ın her derdi ve kederi giderilir, Beşiktaş atiye gene zinde ve dinç çıkardı&#8221;</em></strong></p>
<p>&#8220;<em>Baba&#8221; Abdülkadir Ziya Karamürsel, 15 Nisan 1948’de hayata gözlerini yumuyor, binlerce insanın katıldığı cenaze töreniyle, sonsuzluğa uğurlanıyordu.</em></p>
<p>İşte bu yüzden Beşiktaş benim için çok şey ifade ediyor. Dedemin anısı için de iyi futbolun ve Beşiktaş’ın takipçisiyim. Bütün takımların taraftarlarına heyecanlı, harika top oynanan maçlarla geçecek gölgesiz bir ikinci yarı diliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/carvalhalden-en-ayrintili-ilk-yari-degerlendirmesi-taraftara-ikinci-yari-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Carvalhal ile ilk yarı buluşması</title>
		<link>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/</link>
		<comments>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 09:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Banu Güven</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://banuguven.com/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Beşiktaş&#8217;ın hocasından ilk yarıya, takımın içinden geçtiği sürece, UEFA&#8217;daki rakibi ve eski kulübü Braga&#8217;ya ilişkin değerlendirmeler. Beşiktaş ve Carvalhal ile ilgili merak ettikleriniz bu söyleşide olacak.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<iframe src='http://player.vimeo.com/video/34082105?title=1&amp;byline=1&amp;portrait=1' width='440' height='247' frameborder='0'></iframe>
<div id="description">Beşiktaş&#8217;ın hocasından ilk yarıya, takımın içinden geçtiği sürece, UEFA&#8217;daki rakibi ve eski kulübü Braga&#8217;ya ilişkin değerlendirmeler. Beşiktaş ve Carvalhal ile ilgili merak ettikleriniz bu söyleşide olacak.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://banuguven.com/carvalhal-ile-ilk-yari-bulusmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

