Feb
Türkiye’de ‘öteki’ çok
Türban… Hicab… Çenealtı… Gerdan… Bez parçası… Başörtüsü… Özgürlük.. Eşitlik… Laiklik… Bütün hafta
kulaklarımızda uğuldayan tartışmanın anahtar sözcükleri bunlardı. Türkiye’nin farklı kombinasyonlarda ortaya çıkabilen ‘öteki-beriki’ çatışmalarından ‘türban-laiklik’ başlıklı olanı gündemde. Başka bazı ülkelerde olduğu gibi, siyasi İslam’ın yükselişi, kentlere göç, postmodernizmin etkisiyle ortaya çıkan bu değişik örtünme biçimi, ‘Siyasi bir sembol kamu alanına taşınıyor’ gerekçesiyle, bazılarınca laikliğin karşısındaki en büyük tehdit olarak değerlendiriliyor şu sıralarda. Laik cumhuriyetin, türban üniversiteye girdiği anda çatırdayacağı endişesi hâkim. Bu endişe öyle etkili ki, türbanlı kadınlarla aynı fikirleri benimseyen erkeklerin üniversitelere ya da devlet dairelerine herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan girebildiği gerçeği, bu tezi savunanların dikkatinden kaçıyor. Ayrımcılık içinde ayrımcılık söz konusu. Bana göre, erkeklerin değil ama kadınların örtünmek zorunda kalması bir ayrımcılık. Kadınların inançları gereği örtünmeleri nedeniyle belli alanlardan uzak tutulmaları, cumhuriyetin geleceğine dair tartışmanın da neredeyse sadece onlar üzerinden yürütülüyor olması da ayrımcılık… Bu ayrımcılığa son verilmesini onaylarsa, bizzat kendisinin ileride ayrımcılık kurbanı olacağını düşünenlerin sayısı da az değil. Göğüs göğüse çarpışma sürüyor, kimse kimseye güvenmiyor, uzlaşma formülü çıkamıyor.
Hafta içinde bir ara, birkaç saatliğine bu konuyla uğraşmayı bir kenara bırakıp, Ümit Kıvanç’ın Kazım Koyuncu için yaptığı ‘Şarkılarla Geçtim Aranızdan’ filmini izlemeye başladım ama yine aynı konuyu düşünürken buldum kendimi. Üç DVD’den oluşan üç buçuk saatlik belgeselde Kazım Koyuncu anlatıyor; Ümit Kıvanç, onun rehberliğinde bu kısa, ama ardında önemli bir iz bırakan hayatı bize aktarıyor.
Kazım Koyuncu’nun duruşuna, sözlerine ve hikâyesine, Türkiye toprakları üzerinde yaşayan herkesin kulak vermesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’de ‘öteki’ çok… Kadın ‘öteki’, başını örten ‘öteki’, açık giyinen ‘öteki’, memur ‘öteki’, memleket hayrına özeleştiri yapan ama 301′lik olan haliyle ‘öteki’, eşcinsel ‘öteki’, Kürt ‘öteki’, Alevi ‘öteki’, Ermeni ‘öteki’, Rum ‘öteki’, böyle bir durumda ‘Türk’ de ‘öteki… Bunlar bir çırpıda akla gelenler.
Denizin Çocukları
kulaklarımızda uğuldayan tartışmanın anahtar sözcükleri bunlardı. Türkiye’nin farklı kombinasyonlarda ortaya çıkabilen ‘öteki-beriki’ çatışmalarından ‘türban-laiklik’ başlıklı olanı gündemde. Başka bazı ülkelerde olduğu gibi, siyasi İslam’ın yükselişi, kentlere göç, postmodernizmin etkisiyle ortaya çıkan bu değişik örtünme biçimi, ‘Siyasi bir sembol kamu alanına taşınıyor’ gerekçesiyle, bazılarınca laikliğin karşısındaki en büyük tehdit olarak değerlendiriliyor şu sıralarda. Laik cumhuriyetin, türban üniversiteye girdiği anda çatırdayacağı endişesi hâkim. Bu endişe öyle etkili ki, türbanlı kadınlarla aynı fikirleri benimseyen erkeklerin üniversitelere ya da devlet dairelerine herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan girebildiği gerçeği, bu tezi savunanların dikkatinden kaçıyor. Ayrımcılık içinde ayrımcılık söz konusu. Bana göre, erkeklerin değil ama kadınların örtünmek zorunda kalması bir ayrımcılık. Kadınların inançları gereği örtünmeleri nedeniyle belli alanlardan uzak tutulmaları, cumhuriyetin geleceğine dair tartışmanın da neredeyse sadece onlar üzerinden yürütülüyor olması da ayrımcılık… Bu ayrımcılığa son verilmesini onaylarsa, bizzat kendisinin ileride ayrımcılık kurbanı olacağını düşünenlerin sayısı da az değil. Göğüs göğüse çarpışma sürüyor, kimse kimseye güvenmiyor, uzlaşma formülü çıkamıyor.Hafta içinde bir ara, birkaç saatliğine bu konuyla uğraşmayı bir kenara bırakıp, Ümit Kıvanç’ın Kazım Koyuncu için yaptığı ‘Şarkılarla Geçtim Aranızdan’ filmini izlemeye başladım ama yine aynı konuyu düşünürken buldum kendimi. Üç DVD’den oluşan üç buçuk saatlik belgeselde Kazım Koyuncu anlatıyor; Ümit Kıvanç, onun rehberliğinde bu kısa, ama ardında önemli bir iz bırakan hayatı bize aktarıyor.
Kazım Koyuncu’nun duruşuna, sözlerine ve hikâyesine, Türkiye toprakları üzerinde yaşayan herkesin kulak vermesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’de ‘öteki’ çok… Kadın ‘öteki’, başını örten ‘öteki’, açık giyinen ‘öteki’, memur ‘öteki’, memleket hayrına özeleştiri yapan ama 301′lik olan haliyle ‘öteki’, eşcinsel ‘öteki’, Kürt ‘öteki’, Alevi ‘öteki’, Ermeni ‘öteki’, Rum ‘öteki’, böyle bir durumda ‘Türk’ de ‘öteki… Bunlar bir çırpıda akla gelenler.
Denizin Çocukları